BİR ÖMÜR DAHA OLSA

BİR ÖMÜR DAHA OLSA

Engelli annesi olmak engelli olmaktan çok daha zordur. Anneliği tam ve doyurucu anlamıyla yirmi dört saat aralıksız yaşarsınız. Ne kadar güçlü bir kadın olduğunuzu uçurumun kıyısına gelip gelip geri döndüğünüz anlarda anlarsınız. Muhtaç olduğunuz sabır asil annelik duygunuzda mevcuttur. Engelli olmayan insanların bile zor ayakta kaldığı bu düzende yaşatmak için can attığınız bir çocukla ayakta kalmak çok daha zordur. Bir umut beklersiniz. Beklemesi inanmasından daha kolay… Onun başına gelen her şey ilk sizi yakar. Ya ardında bırakacağı vicdan azabı? Yorgun olmaya, hasta olmaya hatta ölmeye bile hakkınız yoktur. Kadın olma hakkınız yoktur. Çünkü ona sizden daha iyi bakabilecek kimsesi yoktur.

Hayatınız, o dünyaya geldiği andan itibaren sizin değildir. Adanmış bir hayattır artık. Onunla beraber nefes alıp verir yalnız o güldüğünde gülersiniz. O uyurken ölümü bekleyen asker gibi tetikte beklersiniz. İçinize akan gözyaşı yalnız kalmadan yastığınıza taşmaz. Sokakta, bahçelerde yürümek zordur. Acımasız, sabırsız, meraklı ve acıyan bakışlarla göz göze gelmek zordur. İçinizde cehennem cinayetleri işlenir de kimselerin ruhu duymaz.

 Dokuz ay karnınızda taşıdığınız evladınızı bir ömür omuzlarda taşımaya gönüllü olmaktır engelli annesi olmak. İkinci bir ömrüm olsa, dünyaya yeniden gelsem yine çocuğumu isterdim. Ama çocuğum engelli olmasaydı ne mi isterdim?

-Aleyna sağlıklı olsa ve bir ömrüm daha verseler ben Polis olmak isterdim. Gücü belinde değil yüreğinde. Kadına pek bir yakışıyor. Mavi rengi bana gökyüzünü hatırlatıyor.

-Sinan sağlıklı doğsaydı ve büyüdüğünde aslan gibi asker olsaydı ben öğretmen olmak isterdim. Lisede çocuk gelişimi bölümünü okudum ama bakabildiğim tek çocuk kendi oğlum.

-Merve ‘bana annecim deseydi. Annecim derken şarkılar söyleseydi’ ben hafız olmak isterdim. 9 çocuk doğurdum. Her çocuğuma kendi kaderimi okudum. Ömrüm yetse, Merve’min sağlığı gelse gözlerimin feri sönmeden önce Umre’yi görmek isterdim.

-İlker benim ilk çocuğum, Allah ona ömür versin tek çocuğum. O elimi tutsa, anne vazgeçme dese, bir ömrüm daha olsa ben gazeteci olurdum. Akılda kalmayan yazıda kalır bilirim. O doğduktan sonra bıraktım yazmayı. Günlüklerimi baba evinde unuttum.

-Resul benim varım yoğum. Gözleri görse, dizlerinin feri gelse bende okur öğretmen olurdum.

-Ecenur ölü doğdu. O nefes alana kadar bende nefesimi tuttum. Yaşamaz dediler ipekten ümitler bağladım, ona tutundum. O zamanlar turizm de çalışıyordum. Gecemi gündüz saydım, gülüşüne ömür verdim, uykunun tadını unuttum. O iyi olsaydı çalışırdım şimdiye emekli olurdum.

-Nisasu benim havam, suyum. Beş yaşına gelene kadar melek olduğunu bilmiyordum. O günden sonra hayal kırıklığına uğramamak için hayal kurmayı unuttum. Kaderim izin verse şifa dağıtan bir psikolog olurdum. Çocuğum büyüttü beni. Kendi kendimin psikoloğu oldum.

-Kübra doğduğunda üç gün üç gece yağmur yağdı. O günden sonra da gözyaşım kurumadı. Umudum tükendi, kızımın kanatlarına tutundum. O uyuduysa uyudum, o doyduysa doydum. Bir ömrüm daha olsa ve Kübram sağlığına kavuşmuş olsa ben kuaför olurdum. Hiç olmazsa çocuğumla, bebeklerinin saçlarını taramaktı umudum.

-Hava benim, onu ben doğurdum. İpek saçlarını okşadım gecelerce. Yavrum dedim, koynumda uyuttum. Oldum olası sakindi. Huyu benim huyum. O iyi olsaydı, ben onun gibi mis kokan yavrulara bakmak için çocuk doktoru olurdum.

-Önce İlyas vardı sonra İlayda’yı buldum. İkiz gibi büyüttüm kaderini canımla yoğurdum. Akrabamı sevdim ben, çocuklarım benim kaderim. Elimde olsa kalan ömrümü verdim ikisine de. Duymayan kulaklarını, yorulan dizlerini cana getirirdim. Bir ömrüm daha olsa ve İlyasla İlayda ‘annem’ diye boynuma sarılsa Astsubay olmak isterdim ben. Yeşilini orman gizler; vatan, devlet, bayrak diyerek hakka giderdim.

-Adım yok benim. Annem ölünce öksüz dediler. Babam vardı çok şükür ama anneyi bilmedim. Bir ömrüm daha olsa içinde bir tek annem olsun isterim. Sevgi dolu bir ailede yaşamak, canım yandığında bile ‘anne’ diye ağlamak isterdim.

 

Bir ömrümüz daha olsa ya da altından kanatları olan bir mucize omuzlarımıza dokunsa; aşçı değil, temizlikçi değil,  bakıcı değil, anne değil sadece KADIN OLMAK İSTERDİK. Resimlerde, televizyonlarda, dergilerde gördüğümüz kadınlar gibi 1 TANECİK GÜN YAŞAMAK, ömrünü tamamlayan kelebek gibi zaman dolunca kozamıza dönüp ‘MUTLUYUM’ demek isterdik.

 

GEVHER NESİBE ÖZEL EĞİTİM UYGULAMA MERKEZİ ÖĞRENCİLERİ ANNELERİ

 

Yazar: Sin EREN

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 126