ÇEMBERİMDE GÜL OYA

Hüsnünün yaka derlerdi adına. Rivayete göre Hüsnü dede ölünce ilçeye hakim tepeye adını vermişler ve mezarını o tepeye koymuşlar, baş ucuna da bir çam ağacı dikmişler.

                                  ÇEMBERİMDE GÜL OYA

Hüsnünün yaka derlerdi adına. Rivayete göre Hüsnü dede ölünce ilçeye hakim tepeye adını vermişler ve mezarını o tepeye koymuşlar, baş ucuna da bir çam ağacı dikmişler.

Çocukluğumuzda o çam ağacının gölgesinde piknik yapar aşağıdaki Ali çayının görüntüsünü seyrederdik. Çay diyoruz ama küçük bir dereydi yaz aylarında. İçinde en çok kurbağaların olduğu sonrada yeşil başlı gövel ördeklerin bulunduğu.Salkım söğütler ve kavak ağaçları dere boyunca doğal bir şekilde büyümüşler  ağaçların arasındaki sazlıklarda ördek yumurtası aramak en büyük zevkimizdi,bulduğumuzda ise keyfimize diyecek olmazdı.

Hüsnünün yakadan baktığımızda Ali çayının üstünde tahta bir köprü köprünün bitiminde  taştan bir sokağın iki yanına yapılmış iki katlı toprak evler vardı aynı yükseklikte. Üzerlerinin çoğu toprak damdı.

Eğer büyük baş hayvan(inek,at,eşek) varsa giriş katındaki tahta kapılar çift taraflı ve büyük olurdu yoksa tek kanatlı kapı yapılırdı evlere.

Her kar yağdığında toprak damların üzerindeki karlar kürünür ve taş sokağa atılırdı.Neredeyse bir insan boyu kar dolardı sokağa.Çocukların keyfine diyecek olmazdı o zaman .Kar yığınının tepesinden başlayarak  bir çukur kazılır ,üstüne kardan kapak yapılır ve kazıldığı belli olmasın diye karlar serpilir sonra saklanma zamanı

Yoldan gelip geçenlerin o çukura düştüğünü görmek ve gülmek en büyük eğlencemizdi. Çaktırmadan çukuru düzeltip akşama kadar oynardık.

Dini bayramlarda babamız bayram namazına gittiğinde annelerimiz hepimizi uyandırır önce evi temizler sonra dış kapının önünü sular ve süpürürdük.İstisnasız anlaşmış gibi mahalledeki bütün kızlar aynı anda sokak kapısının önünü süpürürken bulurduk kendimizi.

Tüm bunlar bittikten sonra bayramlıklarımızı giyerdik. Dünyanın en  mutlu çocukları olarak.

Normal zamanlarda ise ev ve tarla işleri bittikten sonra sokağa çıkmamıza izin verirdi ailelerimiz.

Kızlar sokakta evcilik, saklambaç  ,met(çubukla oynanan yöresel bir oyun)dokuztaş ,beştaş

Erkekler taştan oluşturdukları kalelerden futbol, saklambaç, sapanla kuş avlama oynardı.Hatta bir keresinde kuşları öldürmesin diye kızlarla kuşları kaçırmaya çalıştığımız olmuştu.Onları yaşatabildik diye çok sevinmiştik.

Erkeklerin futbol maçında yeteri kadar erkek çocuk olmadığında beni kaleci olarak oynatmışlardı.

Siyah beyaz televizyon girince hayatımıza sokak oyunları bir numara olmaktan uzaklaştı bizim için .Mahallenin tek televizyonu bizim evdeydi bu sebeple bütün mahalle de bizim evde.

Kaçak isimli diziyi izlemek için yerde yan yana oturur odada adım atacak yer olmazdı.

Bir de her evde olmayan plak ve onu dinlemeyi sağlayan pikap. Uzun radyomuzun yanında yerini almıştı.

Hala aklımda o şarkı;Selda Bağcan ’ın muhteşem sesinden  yayılan ‘ÇEMBERİMDE GÜL OYA GÜLMEDİM DOYA DOYA’

Sesi arkadaşlarım da duysun pencereyi özellikle açardım.O yıllarda kıskançlık nedir bilmezdik onlar da mutlu olsun diye paylaşım en öndeydi.Ama eve çağıramıyorduk dinlemek için.Çünkü evimizin en güzel odası olan misafir odasındaydı pikap;bir uzun koltuk,dört tekli koltuk,vitrin,bir uzun iki küçük sehpa oturmadan eskidi diye hep üzüldüm yıllar boyu.

Plaklar ne güzeldi Emel Sayın,Bülent Ersoy,Zeki Müren,Selda Bağcan ,Özay Gönlüm …hayranlıkla dinlediklerimizdi.

Yıllar yılları kovaladı büyüdük ,evlendik ve gittik o sokaktan..Evlerin sahipleri de birer birer gittiler o güzel atlara binip sonsuz yolculuğa.

Evler bakımsız kaldı çünkü değerli değildi para etmiyordu sahipsiz yıkılmayı beklediler çaresizce..

Her evde gazlı lambaların yandığı elektiriğin gelmesiyle ışıl ışıl olan evlerimiz yine birer birer söndü hiç yaşanmamışçasına..

Sokakta çınlayan bir ses  hala kulaklarımda.

Rumuz: Bir Yazar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 334