Bayramlık Elbisem..

Babam askerdi. İlkokul birinci sınıfı İstanbul’da okuduktan sonra babamın tayini nedeniyle Ağrı`ya yerleştik.

Okulum, arkadaşlarım, öğretmenim, komşularımız tümden değişmişti.

Yeni bir yaşam şekliydi Ağrı bizim için. Öncelikle evimiz çok ilginç gelmişti bana. Kerpiçtendi. Yazın ikinci katta oturuyor, kışında zemin kata inmiş oluyorduk.

Nedeni ise; kışın çok yoğun yağan kar, ikinci kata kadar ulaşıyordu o zaman. Ağrı halkı çok cana yakındı.

Ev sahibimiz Şükriye Teyze, kardeşlerimle beni çok severdi. Belki yedi, sekiz eteği üst üste giyerdi. Tüm kadınlar öyleydi aslında. Sonradan Doğubeyazıt`a yaptığımız bir gezide İshak Paşa sarayını gezdiğimizde, anlatılan rivayette öğrenmiştim çok eteğin hikayesini. Saraya kaçırılan bir genç kız, kendini yüksekten aşağıya atmış, intihar etmek için.

Başım dönmüştü aşağıya bakınca.

Lakin genç kız ölmemiş kurtulmuştu.

O yörenin kat kat üzerlerine giydikleri etekler sayesinde.

Anlayacağınız, üst üste giyilen etekler paraşüt görevi yapmış..

Böylece genç kız, hem ölümden, hem saraydan kaçıp kurtularak, sevdiği oğlana kavuşmuş. 1961’ li yıllardı. O zaman ne terör, ne PKK vardı.

İnsanlarda mutluydular. Biz İstanbul`dan Ağrı`ya yerleşen bir aile olarak fazla zorluk çekmemiştik.

Ya da farkında değildik.

Ama annem üç yıl sonra Ankara`ya tayinimiz çıktığında çok ağlamış, zor alışmıştı Ankara`ya. Askeri garnizon içinde yapılan etkinlikler, farklı bir boyut getiriyordu yaşantımıza.

Çok kar yağdığı günlerde okula kızaklarla gidiyorduk. Kızaklar büyük ve iki kişilikti.

Bıyıkları buz tutan amcalar bize yardımcı olurlardı. Abideli bir yoldan geçer, okulumuza ulaşırdık.

Küçük kız kardeşim minyon olduğu için, öğretmeni hemen kucağına alır, sınıfa götürürdü daha fazla üşümesin diye.

Bir gün, çarşının ortasında idam edilen bir suçlunun çöp arabasına atılıp, götürülmesini de hiç unutamam.

Ölmeden önce üzerine beyaz, kocaman önlük gibi bir şey giydirilmişti. Sonrada ip çekilince, boynu küt diye yana düşmüştü.

Eve gidip anneme anlattığımda bana çok kızmıştı."Ne işin vardı, okuldan çıkınca doğru eve gelmen gerekirdi" diye bana.

Ancak, idam yolumun üstünde gerçekleşmişti. Görmemem mümkün değildi. Hep büyüklerimiz söyler ya , "eskinin bayramları başkaydı "diye..

Şimdi anlıyorum, bizim jenerasyona göre de bizim bayramlarımız farklıydı.

Bayramlıklarımızı annem diker ve çok cici işlerdi. Birde hırka örmüştü kıyafetlerimi tamamlayan.

Yeşil ve bej renklerinde, babet ayakkabı almışlardı bana. Annem bayramlıklarımı bayramda giymem için, dolaba kaldırmış ve önceden giymememi tembihlemişti.

Kırmızı dolgu toplar yeni çıkmıştı, elma şekeri gibiydiler aynı. Oyuncakçı vitrinde seyreder çok hoşuma giderdi. Babam kırmızı toptan alırdı, ben kaybederdim.

Ve sonunda rahmetli Babam "bir daha kaybedersen almayacağım" diye beni uyardı.

Babam, asla ceza konusunda sözünden dönmezdi, askerdi sonuçta.

Arife günüydü, dışarıda top oynayacaktık arkadaşlarımla. Ve beni şeytan dürttü, bayramlık kıyafetlerimi gizlice giyip, top oynamaya çıktım.

Annem Şükriye teyzemdeydi. Evimizin biraz ilerisinde, aşağıda geniş bir çay vardı. Çayın karşı tarafına yazın panayır kurulurdu.

Toz toprak, göz gözü görmezdi. Topumla itinalı bir şekilde oynamaya başladık.

Top bu, zıpladı, zıpladı ve aşağıya derenin içine doğru hızla yuvarlanarak düştü.

Tabi bende sahip olduğum son topu kurtarmak için, yüksek yamacı yuvarlanarak aşağı doğru inmeye başladım.

Ve sonrada, derenin içine düştüm. Ama topumu görebiliyordum. Beş metre ilerdeydi. Aynı anda suyun içinde kurbağaları, çamuru gördüm.

Çıkmaya çalıştım panikle, ama çıkamıyor gittikçe batıyordum. Çok hızlı değildi batışım ama çıkamıyordum.

"İmdat" diye bağırırken, ilerde doğulu bir amcayı gördüm. Ayakta derenin içine, çişini yapıyordu. İyice midem bulanmıştı. Ama denize düşen yılana sarılır misali, amcaya "imdat "diye bağırıyordum. Sanırım Türkçe bilmediği için, hiç bakmamıştı. Bu arada topum da elimdeydi. Vücudum, kollarıma kadar suyla karışık çamura gömülmüştü.

Derken yukarıdaki arkadaşlarımın çığlıklarına, babamın tesadüf evimize gönderdiği Mehmet asker yetişmişti. Beni çekerek kurtardı bataklıktan. Ancak, bayramlık ayakkabımın teki yoktu ayağımda. Annemin, selanik örnekli ördüğü güzelim hırkamın kolları da neredeyse ayaklarıma değecek kadar uzamıştı.

Sonuçta bayrama hasta ve tek ayakkabıyla girmiştim.

Benim bu hikayem anne sözü dinlemeyen çocuklar için iyi bir örnek olabilir.. 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 739