• Ana Sayfa
  • »
  • OLYMPOS DAĞI ZİRVELERİNDEYİZ.

OLYMPOS DAĞI ZİRVELERİNDEYİZ.

Göç yolu doğa sevdalı gezginleri olarak, elli kişilik bir katılımcı gurubuyla, Beydağları Ulupınar vadesinden, Olympos dağına tırmanışa neredeyse bin metreye yakın, Ulupınar dere yatağından kuruduğumuz dal köprüleri de kullanarak, kayaların şelale büğet t

Başlangıçta hafif puslu çilleşmeyle başlayan yağmur, tırmanışımızla yüksek yağışını saatlerce durmaksızın sürdürdü. Bu nedenle patika tırmanışları kayganlaştığından tehlikeli oluşumları artırırken, Göç Yolu gezginlerinin doğadan, dağdan beklenti güzelliklerinin, zirve duyguları eşiğinde inadına güçlendiriyordu.

Olympos dağ zirveleri, doğalgaz alevli tarla çiçekleriydi sanki. Çeşitli topraklı kaya aralarında, usul usul yanan alevler, sanki karlı dağlardaki kardelenler veya sulaklıklardaki nilüferleri andırıyordu. Bu doyumsuz doğa harikası, doğal çevrenin doğal yeryüzünde alevleşerek çıkış cevheri, hayretli seyir bakışlarımızla, bizim doğa sevgimizi daha da güçlendiriyordu.  Türkiye coğrafyasının yaşayan zenginlikleri bunlar. Bir yanda yağmurlar altında Olympos dağından fışkıran alev çiçekleri, diğer yandan Olympos dağının göğü kapatan bakınca şapka düşürten yemyeşil ulu çamları, çınarları.

Bu güzellik, gezginlerimizden biri olan İngiliz Clive: “Bu ülke Yeni Zelanda’dan sonra yaşayan vahşi doğa harikalarıyla süslü. İskandinav ülkelerinden de güzel bu ülkenin Torosları.  Karadeniz sahil dağları, örneğin bizim İngiltere de yeşil ancak çayırlık, yani buralara göre uyuyan doğa.”  Bu işte, yazılarımla anlatarak okuyanlara bir nebze yaşatarak tattırmak istediğim doğa sevgisi.                                                                                                                                                                  Sabah 05:00inde hazırlandım, ortalama 13km tırmanış iniş patika yollar Olympos dağı zirveleri, ara arka sırt yamaçlarından beş saati aşkın sürenin tamamında, yağmur altında yürüyerek geçti. Olympos dağın güney yamaçlarında kıkırdak kayalar arasında zirvedeki, alev çiçeklerinin, uluslar arası arenada, günümüz Yunanistan’ın sahiplenmeye çalıştığının nedeni:  eski Latin Yunanına dayandırmasından kaynaklanıyor.   

Hâlbuki eski Latin Yunan, neredeyse üç bin yıl öncesine dayanıyor. Günümüz Yunanistan, ancak Osmanlı İmparatorluğu parçalanmasıyla doğan, onlarca ülkelerden biri. Arada binlerce yıl fark var. Şu anda, bugün, yağmur altında tırmandığımız, dolandığımız patika sırtlarından inip çıktığımız Olympos dağı, Torosların Antalya Beydağları silsilesinden biri. Çıralı Yanartaş’taki ateşi, Olympos dağı zirvelerinde, onlarca yerde fışkıran yanan alev çiçekleri, binlerce yılların yüzlerce asırlarıdır burada, Antalya Beydağlarını doğasını oluşturarak, kesintisiz burada alevler yanmaya devam etmektedir. Olympos dağı inişimizle, bizi beklenmedik bir sürpriz karşıladı. Bizim bu parkurumuz, Olympos alev çiçekleri Yanartaş bölgesinden geçiyor olması, bölgeye ismini veren Olympos köyüne ücret ödememiz gerektiği, bayağı saygı sınırları dışında söylenmesi bizleri şaşkına uğrattı.

 Neyse ki bir şekilde sulh e bağlanılarak, Olympos sahilinden tekrar, Ulupınardaki alabalık yemekli, rengârenk sararan yaprakların uçuştuğu, Ulupınar Bey dağı şelaleleri içindeki, balık üretme yataklarının çevre aralarında muhteşem ulu çınarlar içinde, istirahatta eğlenceli neşeli molamızla sonlandı. Her Göç Yolu Yolcularının parkurumuzu kapanışı yine gök gürültüsü gibi ‘ OFF, OFFF’ gürlemesi haykırışımızla geçti. Islananlardan biri bendim. Tabi ki doğal yağmurun suçu değil, tedbirsizliğimdendi. Yağmur tedbirini ihmal etmiştim. Olympos dönüş yolumuz araç içinde tatlı ıslak erdem deha felsefi duygu düşünce sohbet akışına dönüştü. Hülya ve Sevim Hanımların yanık nazik araç mikrofonla söyledikleri şarkıları ile başladı, devamı ilerleyiş, Atilla Bey yönlendirmesiyle benimde şiir okumam istendi. ‘ Nar tanem Side’ kitabımda kısman mevcut kendi hayatım başlıklı ezberimdeki kendi hayatımı şiirsel formda anlattığım, biraz uzunca şiirimi okudum. Can kulağıyla dinlenip alkışlandı. Bundan doğan sorularla ikinci bir ‘iki aşk arasında’ başlık şiirimi okumam ve öncesinde yaşadığım hikâyesini anlatmam, vesile ile hâsıl oldu.

Yıl 1975, hayatımda ilk kız arkadaşım Yeni Zelandalı Maggie Mc Kellow, Hıristiyan,  ben ise Müslüman, annemi çılgına döndüren bu durumla:  “Allah’ ım buda mı başıma gelecekti, evimize taş yağacak, cünüp oldu kırklanacak şimdi evimiz, beti bereketi kaçtı.” Söylemlerini kız arkadaşımın anlamlandıramadığı bu durumu, annemi kötülemeden: “Dün bizi yemeği davet etmişti, niye gelmediniz.” şeklinde oldu. Ancak bu izahatıma arkadaşım, mutfaktaki anneme, sen ne sıcak misafirperver sevecen bir annesin, duygu sarılmasıyla, aniden annemin kıza elinin tersiyle tokatlaması sonucu oluştu. Çünkü anneme göre annem cünüp olmuş kırklanmalıydı.  Evden ayrıldık, kız arkadaşımla din faktörü nedeniyle istemeyerek ayrılmak zorunda kaldık. Bundan sonra annemin isteği olan bir Müslüman kızla evlenme deneme girişimlerinin birisi fakir aile oluşumuz duvarına çarptı. Diğeri de önceden köyün sokaklarında bir gâvur kızı hippiyle dolaşmış olmamda olumsuz sonuçlandı. En sonunda otelime gelen bir Belçikalı aile kızı Lievayla otuz yıldır devam eden evliliğim başladı.

İşte bu anlatımından etkilenen, yardımcı rehberimiz Hüseyin bey: “Peki o gâvur kızın kocası ölüp gelsin kırk yıl sonra.”demesine, ben: ” Hüseyin benimde otuz yıldır evli olduğum eşim Lieva, o zaman aynı anda aynı gün eşimde ölmesi lazım ki, senin duyguların gerçekleşsin. Neyse bu hikâye ve şiiri ‘ Nar tanem Side ‘ kitabımda da var. Ancak bundan da daha meraklar oluşması vesilesi, kısmı izaha giriştim. Evet, 1983 29 Ekim doğumlu henüz beş buçuk aylıkken yıkılan, ilk evlilik yuvamın külleri içinde kalan henüz ve halen birbirimizi tanımadığımız tanışamadığımız bebeğim viranelerinden yıldız gibi kayıverdim, fazla duygulanmamaya kendimi zorlayarak, maziyi hayatın içine saldım.                   

Daha bir hafta önceydi tamamen farklı apayrı, doğanın eş değer parkur gezimiz, Göç Yolu yolcuları gezgin katılımlarının yine elli civarında gurubuyla, Torosların Beydağları Antalya Körfez çanağı doğu istikametinde, Beşkonak Sağırini Kepez köyü pala dayı döllük yatağından, yaylacı göçebe Yörüklerin killik boğazı, patika tırmanışımızın, bin metre rakımları üstü tırmanış ve inişimiz, ayı tuzakları boğazından, kervan yoluyla yönsüz dağ eteklerinden dolaşan sağır ini çayı dere yatak Yörük göçü kervan patikalarındaki uçurumlu sırtlardandı.  Genellikle, ancak tek sıraya imkân veren yamaçlardan dolanarak, bir tarafımız şapka düşüren dağ zirvelerini oluştururken, diğer tarafta patika kervan yolundan bir adımlık şaşma veya kaymamız her birimiz için imkânsız çaresiz ürkütücü uçurumları oluşturuyordu. Bu yerde vadi tabanından Sağırin çayı akarsu şelale sesleri, saç örümü sıklığı orman ağaçlarının gizlediği vahşi doğa ürkütücülüğü bizi sardıkça, bizde bu doğaya yaslanarak acı güzellik teki sevgimizle iç içe içimizle yaşıyorduk. Ayak kaslarımdaki acılığı kadar tatlı ağrılar, neredeyse bir hafta, doyasıya huzurla beni dinlendiriyordu. Rehber mihmandarımız, Helil oğlu yağır Halil yetmişini aşmış sanki kırkında bir delikanlı.

Öğleyin vaadi deki molamızda herkes azıklarını serdi doğanın yeşil otlu sarı kuru yapraklı sofrasına. Paylaşım güzelliği insan olma güzelliğinin tam aynasıydı. Bir sürpriz de öncü amir yetkilimiz Ali beyin, doğum günü kutlanması, bizi doğa içine daha da sürdü. Tabi ki Göç Yolu Yolcuları kurucu öncü erkinine doğada doğum günü kutlaması yakışırdı. Sanki bir orkestra vardı, bir sofrada gezginlerden Coşkun Bey flüt çaldı. Diğerinde Mesut Bey üfürükle piyano çaldı. Doğum günü şarkısını hep bir ağızdan, Ali beyin doğa sevgisi konuşması tamamladı. Gurubun doğaya dolup doğayla kaynaşması, katılımcı bizleri, insanda insanlıkta kaynaştırıyordu. İşte size son iki hafta sonu, doğaya karşı, Göç Yolu Yolcuları patika kervan Yörük yayla göçü yolu, gördüğüm izlenimlerimdeki özlerim.

Halil Yıldırım ( Neptun Halil ağa)    

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 971