KELOĞLAN


“Alo, Halil ağımı?”                                                                                                                                                          “Evet”

“ Kapıyı aç biz yukarı, tepeyi gezmek istiyoruz.”                                                                                                                           Ne yapayım. “ Anne babanızla gelin.”                                                                                                                                       “Ne anne babası, biz zaten burada on, on beş kişiyiz.”                                                                                                    “Olmaz anne babanızla gelin.”                                                                                                                                     “ Tamam, yahu, zaten geçenlerde bizi hırsız zannettin. Tamam kapat. “                                                                                                Çiftliğin bahçe kapı telefonu şırak diye kapatıldı. Seviyesiz sevgisiz bir davranıştı çocuklarınki. Dedeleri yaşında kişiye, evinin bahçesine girip tepeyi gezmek istedikleri birine, böyle davranıyorlar. Tepedeki evim penceresinden, çiftlik evime doğru, köy yolundan geldiklerini gördüğüm, çocuklar olsa gerek. Henüz ilköğretimliler gibi. Ama isyankâr çıkışlarıyla: “Tamam kapat.”diyerek, aslında tepedeki köşke tepki veriyorlar. Daha aylar önce çiftlik kapı telefonumu kırdılar, parçalayıp attılar, galiba aynı çocuklar olsa gerek. Kırılanı yenilemek için, üç ay uğraştırdılar ve aylarca kapı telefonsuz kalmıştı. Köyümüz yerlilerinden olamazlar, onlar böyle isyankâr tavırla davranmazlar. Bana karşı saygı değer davranırlar, tabi ki bende baş tacı eder gezdiririm. Geçenlerde orman kapısındaki seslere, köpekler havlanınca: “Kim var orada?”demiştim. İşte geçenlerde hırsız zannetmişliğimde bu. Evim, köyün müstesna konumdaki bir tepesinde, sıra dışı süslü bir ev. Çocuklar bu duruma takılıyorlar. Merak ediyor, gezmek görmek bilmek istiyorlar. Bunu yıllarca onlarcasınla yaşadık. Bir iki defa tamamda, bu kez tanımadığım, sonradan köye yerleşimcilerin çocukları, iyi tamam olsun ama önce anne babaları aileleri ile toplansalar gelseler, saygıdeğer olur. Sonra çocuklar tanıyıp bildikleri için, sevgiyle saygılı olurlar, ama aksi durum, beni zorluyor. Çok fazla meşgul ediyor, yoruyor dahası da, gezdikleri gördükleriyle yetinmeyip dağıtarak, tepedeki köşk eve tepkileriyle, sınırlarımı aşıyorlar. Peki, neden bizim evlerimizde böyle değil, haykırışındalar. Beton bunaltmış çocukları. Sıcak doğayı, doğal yuvayı, evi bahçeyi özlemle arıyorlar. İsyankârlıkları bana değil aslında, kendi çevrelerinde, doğayı bahçeleri betonlaştıranlara isyankârlar. Bazı komşularında, bize kolay çat kapı yaklaşmamalarında da benzer durum var, görünürdeki köşk evimin sıra dışlığı ürkütüyor olmalı. Bizim, köydekilerle bir vesile iletişim kurmamız, her şeyi normalleştire veriyor. Aslında, hemen hemen herkeste bu imkân var. Aynı güç, aynı uğraş, aynı emekleri harcıyorlar, onların her biride bahçelerine, villa veya köşk evi kurup, yuva edinebilirler. Yaşadıkları mekânı doğayla bir bütün kılabilmek, doğal çevreyi asgari koruyabilmek, asla mucize değil. Herkesin süslü evleri, bahçelerinde sebzeleri gülleri, tavukları hindileri kazları civcivleri ve de tavşanları olur. Bu imkân bütün köylülerde de var. Ama gel gör ki, beton üzeri beton direk filizleri dikili bitirilmemiş, betondan yarım bırakılmış, evlerdeki yaşama çocukların isyanı. Farkın farkındalar özlemlerini, içlerindeki gizli sevgi ve arzularıyla, böyle dilendiriyorlar. Büyüklerde, aslında geleceklerini korumaya çalışıyorlar bahçeye su basman üzerine sağlamca betondan evimi yaparım, çocuklarda üstüne kendi evlerini yapar, şimdiden onlara katkım olsun, filiz beton diriklerini dikivereyim, demir uçları açık hasır betona hazır. Büyüyünce çocuklara veririz düşüncesi. Ama arada çeyrek asır bitirilmemiş beton deki yaşamlar devam ediyor. Sonra nesil farkı yenilikler. Beklide çeyrek asır sonrada bu çocuklar uzayda fezada yaşayacaklar. Bu betonları yıkıp, doğaya koşacaklar. İşte iyi niyetin geleceğe maalesef zararları görür. Hâlbuki bugünkü zamanı hiç betonlaştırmadan, doğayla bir bütün, bahçeli evlerde, yaşama imkânındalar. Para denen şey betonlaştırıyor, bizlerin yaşamlarını soğutup, doğallıktan doğamızdan, üzüntü gerginliğiyle uzaklaştırıyor. Çocuklar işte buna tepki veriyor. Umutsuzluk, yarın benim ve çocuklarımın istikbali endişesi, parada aranılan mutluluk cazibesi, beton kaplıyor günümüzü. Üstelik bahçeli bir evde yaşamak yerine, üç beş katlı, tamamı beton binalar, zenginlik addediliyor. Böylece doğallık için çocuklarını haykırtıyorlar. Beton çırpıcı makineleri, beton kamyonları, doğal yaşamı doğamızın geleceğini karatıp, çocukları da ürkütüyor. Verimli topraklar asfalt, beton ediliyor. Kır bayırlar bahçeli evlerle özendirileceğine, ırmak boyu verimli ulu alanlar betonlaştırılıyor. Aslında bütün güzellikler doğayla bir bütün korumak ellerimizde. Huzur mutluluk, doğayla bir hepimizin içimizde yaşıyor. İstikbalde ekonomik güvence endişesiyle, akıntıya kürek çekerken, neredeyse bir ömür harcıyoruz. Üstelik faydalıda olamıyoruz. Elimizdeki mevcudiyeti fark edip, her günün özel güzelliklerinin farkında lığında, doğa içindeki bahçeli evlerimizde, doğamızla bir bütün yaşayabiliriz. Daha fazla geç kalmadan haydin bu yöndeki gelişimi iyi güzel örneklerle zenginleştirmeye yönelelim. Böylece çocuklarımızda, doğayla iç içe yaşatarak, doğal yaşamlarına örnek oluruz. Doğamızı, sorumsuzsa asfalt beton kaplayarak yok edersek, umutları da yıkarız. İşte keloğlanın isyanı, bu nedenle bana değil aslında. İçinde bulunduğu yaşamın doğal bırakılmamasına haykırarak sesleniyor.

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 640