GÖZLEM

Irmağın karşı kıyı yamacında, başı diz üstü kolları üzeri, dizlerin üstünde, uyur düşünür, dertli gibi oturuyor.

Irmağın karşı kıyı yamacında, başı diz üstü kolları üzeri, dizlerin üstünde, uyur düşünür, dertli gibi oturuyor.

Kim bilir ne düşünüyor? Acaba bir derdimi var? Akşam oluyor, yiyeceği içeceği, gireceği evi var mı acaba. Kim bilir kimin nesi, sezonluk iş aramaya gelen, binlercesinden birisimi? Umutları ve hayallerine ulaşabilecek mi acaba?

Dünüyle övünüyor, bugününe seviniyor, yarının özlemini mi gözlüyor olabilir mi? Yoksa ırmak kıyısında keyifli dinleniyor mu?                                                                                                                                                Bu gözlemimle sayıklanıyordum, ırmağın karşı yakasında, öğlen yemeği arifesinde. Eski değirmen hızar çırçır yerinde. Görevli katılıyor sesli sayıkladığım gözlemli düşüncelerime. İlçede ev kirası yarım asgari ücretten fazla. Sezonluk çalışma, asgari ücretin çeyreğini bile aşmıyor, zaten devasa turizm ağacı kontrolsüz büyümenin.

Neredeyse girdabı öncesinde, ilçe mahallelerinde her gün güvensizlik hat safhada, açlık çaresizlik engebeli zor yaşam insanları endişe ile düşündürüyor üzülüp dövünsen de sonuca gidilmez, kanunun tutanakları, ifadeler, beklenmedik yeni sorunlar, ürküntü korku endişe, hiç bitmeyen telaş uğraş, aşağıya baksan sakal, yukarıya baksan bıyık.                                                                                                                                     Neredeyse parmak uçlarıyla tokalaşıyor genç. Elini avucunu sımsıkı kavramıyor, sanki isteksiz hevessiz yorgun bitkin. Anlatmaya çalıştığı konusunda, defalarca ‘atıyorum’ diyerek sürdürüyor konuşmasını. Acaba atıyor mu, atmıyor doğru söylüyorsa, peki neden durup durup defalarca ‘atıyorum’ diyor.  ‘Örneğin ‘ , ‘ mesela’ söyle ki kelimeleri yerine, atıyorum kelimesini kullanıyor galiba. Bu teknoloji ve modern gençliğin yenilik arayışları olsa gerek.

İşte gözlemin içinde kilerle, böyle dönüyor dünya. Biz üç yirmiyi aşan nesil, şaşkınlıkla izliyor susarak gözlüyoruz. Tokalaşma aslında çok özel güzellikte sözleşmedir, akittir, esasen insanlar arasında.

 Yani tokalaştığın kişinin elini avuç içinden sıkıca, tam kavrayarak tokalaşman, karşındakine, benim bu elimden, asla sana zarar gelmeyecek sözüdür. Atıyorum demek, zaten manası açık, palavra tutarsızlığındayım anlamında, o zaman niye biz oradayız. Hâlbuki o genç atmıyor, örneğin, mesela demek istiyor. Eminim, örneklerle konusunu beslemeye çalışıyor.                                                                                                                                                                             Trafodan bireysel aboneye geçişim dolayısıyla, kurum merkezindeyim evim yakınlarım hayâlım güzelliği, saygınlıyla karşılayıp ilgileniyor candan insanlar. Yıllar önce, sertti, saygısız, sevgisiz, ittiriciydi aynı yerdeki insanlar.

Meğer özelleşmeymiş sırrı, bu gözlemlenen hassas duygulu inceliğin. İlkinin, yasa istikbal güvencesi, minnetsiz sevgisiz saygısızlık yaratmış benliğinde. Özeli, yarını koruyabilmek için korku endişe peşinde. Onların ardındaki özelde, on sekiz yıllık depozit nakdin, güncellenmeden buharlaşmış etme hali varmış gibi.

Karakaşıma değilmiş, özelinin ilgilenen hali. Ne demeli, demek ki, ‘insan insanın insanlığını sever’ deyimindeki gibi, seve cana bu özel ilgi. Bir şair deyimiyle işte bak ne diyor gözlemine ‘herkesin bir derdi var bu cihanda, garsonun ki peçete, hastanın ki reçete, kimi gizli sevda çeker, kimi ağlar gizlice, kunduracının da bir derdi var dostlar, onunki de gizli pençe’.                                                                                     Herkesin kendine göre bir yaşam biçimi var. Kimi dertli tasalı, günlük yaşamdaki boşluklar içinde, istikbal endişesinde. Kimi aç gözlü, her bulduğunu yeme peşinde. Din iman ana baba eş dost yaşama, toplumda onu var eden mayasını da yiyen, kendisine insanım diyen hainler bunun içinde. Nesli tükenmek üzere olan, kelaynak kuşları gibi kalmış, nadide dostluklar, arkadaşlıklar.

İnsanoğlu insan ve insanlıklar şartsız karşılıksız gönülden kalpten sevgi, özlerde gözlenen insani yaşam. Ne menfaatin var diyor, yardımsever saygı beklentili, sevgi bağlı iyilikten, ne beklentin olabilir, nefes alıp su içip beslenmekten, çoğalıp insani yücelmekten.

Ne beklentim olabilir, gözlemlerimi izlemlerimin içinde, yazıyla, anlayana dinleyene, sayana sevene seslenmekten.

Halil Yıldırım ( Neptun Halil ağa )           

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 606