YALNIZLIĞIN HİKAYESİ

Yine bir sabah... Ve yine bir alarm sesi...

(İşe giderken “Hadi kalk artık işe geç kalacaksın.” “Uyan hayatım sabah oldu.” “Daha kaç defa söyleyeceğim çocuğum uyansana!” gibi cümlelerle başlayan ve buna benzer cümlelerle devam eden bir ses yerine, seni alarm sesi uyandırıyorsa yalnızsın demektir.) X alarmını ikinci kez erteleyip kapattıktan sonra hafifçe gerinerek uykusunu açmaya çalışır. Yeni bir güne  tekrardan gözlerini açtığı için Rabb’ine şükr ederek yataktan yavaşça kalkar. Yüzünü yıkadıktan sonra uykusu artık tamamen açılmıştır. Akşamdan hazırladığı kıyafetlerini giyer. Saçlarını düzeltir. Dolaptan çıkardığı kahvaltılıklardan bir şeyler atıştırır. Evden çıkar, arabasına biner. İşe gitmek için yola koyulur. Emniyet kemerini taktıktan sonra radyoyu açar. Her sabah yayın yapan “Fikrimin İnce Sesi” adlı programı bulur. Radyonun sesini biraz yükseltir. Arkasına yaslanır, programda çıkan şarkıları dinlemeye başlar. Bundan sonraki şarkı ondan bana gelsin, şimdiki ise benden ona gitsin diye diye yolu yarılamıştır. Bir yandan yolu takip edip bir yandan da şarkılarla konuşmaya çalıştığı için yorulduğunu fark eder. Radyoyu kapatırken, tam o sırada kırmızı ışık yardımına koşar. Yüz saniyenin altında “Dur lütfen! Biraz sabret, vakti var bekle.” yazılıdır. Bu yazıyı defalarca okuduktan sonra, rahatlar ve yoluna devam eder.

Hava kararmaya başlar. Malum kasım ayındayız erkenden akşam oluyor. Bu vakitler X’in  işinin bittiği vakitlerdir. X yoğun bir çalışmanın ardından bir an önce kendini eve atmak ister. O yüzden hemen arabasını çalıştırıp evinin yolunu tutar. Yolda giderken sarı ışığa yakalanır bu sefer. Sarı ışığın altında “Kendini hazır hissettiğin zaman istediklerini yapmalısın. Ama  kendini iyiye de kötüye de hazırla, her türlü sonuca karşı hazırlıklı ol, olur mu? yazısını görür. Önce şaşırır sonra kendine sorular sormaya başlar cevap verme hakkını kullanmadan. Eve gidene kadar böyledir.

Saatin epeyce ilerlediğini görünce, evde oturmaktan sıkılan X biraz hava almak için dışarı çıkar. Gece geç saatlerde dışarıda çok fazla kişi olmayacağını bilir. Bu yüzden mutludur. Zaten gideceği yer de bellidir. Düşünceler Sokağı’nda, Sonsuzluk Caddesi’nde Akıl adlı bir mekânın önüne park eder arabasını. Kafe tarzı bir yerdir burası. Diğer kafelere benzemeyen tarafı masaların tek kişilik olmasıdır. Neden diye sorarsanız, çünkü buraya sadece yalnızlar gelir de ondan. Kalabalığın içinde yalnız olanların ya da yalnız olmayı tercih edenlerin uğrak yeridir burası. O gün de şansına canlı müzik varmış mekânda. Çalınan müziği hafif hafif duyabileceği cam kenarındaki bir masaya oturur. Konuşmaya başlar kendi kendine. İçini döker de döker. Düşünceleri bekleye bekleye o kadar demlenmiş ki, acı gelir bir süre sonra bitiremez hepsini. Masanın üzerindeki kasenin içinde duran şekerlerden biri gözüne çarpar o sırada. Şekerin üzerinde yazılı olan şu sözleri okur: “Beni de al içine, acı kadar keskin tadım olmasa da iyi gelebilirim sana. Yüzünü gülümsetebilirim belki. Bu kasenin içinde olmak benim için de yalnızlık demek. İzin ver  senin içinde olmama, acı ile savaşmama izin ver.” Açar şeker kabını, boşaltır demli düşüncelerinin üzerine. O sırada duyduğu şarkı en sevdiği şarkılardan biridir. Kafasını cama doğru çevirir ve küçük bir gülücüğün yansıması görülür camda. Kalkmak için hazırlanırken hesabı ister. Hesap ortadadır aslında. Kalbten çektirir, kalpten öder hesabı.

Eve gitmeden önce Düşünceler Sokağı’nda biraz turlamak ister. Bu sokağın yolları hep dar ve kavislidir ama bu dar yolların sonunda geniş bir ana yol vardır. Yeter ki ana yola ulaşıncaya kadar sabırlı ol. Gözünü nereye çevirirse çevirsin her yerde düşünceler var. Hepsi ayaklanmış üzerine üzerine geliyor. Kimisini ezip geçer, kimisini arabaya bindirip kendisiyle birlikte götürür. Eve gidene kadar hep yeşil ışığa denk gelir. Ve yeşil ışığın altında yazılan şu sözleri sesli bir şekilde okur: “Tamam hadi geç! Git söyle ne söylemek istiyorsan, tutma içinde artık. Çabuk ol. Kırdıysan birini özür dile, pişmansan affedilmek için koş hadi. Seviyorsan şayet sevdiğinin yüzüne söyle, haykır ona olan sevgini. Durma geç hadi.”

Yine bir sabah... Ve yine bir alarm sesi... (dırrr dırrr dırrrrrrrrrrrrrr)

Bir hikaye yazmaya çalıştım. Yalnız birinin hikayesi değil, yalnızlığın hikayesi bu... Yalnızlık... Derin bir hikaye... Ne yazlık ne kışlık bu yalnızlık. Yalnızlık hep var olan bir varlık.

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 619