TERÖR MAHZENİ

İzlediğim filmlerde görmüştüm. Evlerin en alt kısmında mağara gibi, karanlık ve penceresi olmayan, havasız bir yerdi mahzen.

İnsanın ya da herhangi bir canlının yaşaması, hayatta kalması düşünülemezdi böyle bunaltıcı bir ortamda. Ama şimdi bahsedeceğim mahzen biraz farklı. Çünkü bu mahzenin içinde kan emici yılanlar var. Aklımın ermeye başladığından beri bu yılanların zaman zaman yerin altından yeryüzüne çıktıklarını ve zehirlerini kendileriyle aynı evde yaşayan masum insanlara akıttıklarını duyuyordum. Daha öncekileri ise tarihten, anne babalarımızın anlattıklarından öğrenmiştim. Ne yazık ki kulaklarım bugün hala bu kan emici sürüngenlerin katliamlarını işitmeye devam ediyor. Onları, bu karanlık mağarada kim besliyor, kim ya da kimler onların hayatta kalmasını sağlıyor? Yoksa ev sahiplerinden birinin yardımıyla mı mahzende saklanıyorlar? Nasıl oluyor da bu kan emici yılanların nesli tükenmiyor anlamıyorum. Üstelik gün geçtikçe daha da çoğalıyorlar. Farklı farklı isimlere bürünüyorlar. Bir insan neden yılan olmayı, neden kan emmeyi tercih eder?  Neden!

Soruyorum, sorguluyorum. Canlıların en üstünü olarak yaratılmış olan insan, bugün acımasızca eşinin gözü önünde vuruluyor, karşısına çıkacak cesareti olmadığı için zalimce ateş edilerek öldürülüyor, yolda yürürken ya da sevinçle evine dönerken vücudunu paramparça edecek bomba... Daha daha... Her gün başka bir acı, her gün daha da acı... Ben haklıyı ve haksızı aramıyorum. Ölümün olduğu, gözyaşlarının dinmediği bir yerde ben haklıyı bulsam, ona hak versem ne fayda! Haksıza bağırıp çığırsam, onu hapse atsam, hatta öldürsem ne fayda! Gidenleri bana geri getirebilecek mi? Doğruyu bulmaya çalışıyorum. Kimler doğru söylüyor, kim bağırlarımızın tekrar tekrar yanmasından sorumlu kim! Kimler ülkesinin geleceğini; insanlarının, milletinin huzurunu düşünüyor? Kimler ülkesine sahip çıkıp, mertçe arkasında durabiliyor? Kimler türlü türlü oyunlar peşinde? Kim samimi, güven verici; kim yapmacık tavırlı, rol yapıyor? Soruyorum, sorguluyorum. Hiçbirine içimden gelerek “kesin şöyledir, mutlaka doğru söylüyordur, imkansız asla böyle değildir” diye cevaplar veremiyorum. Kime inanacağıma, şaşırıyor, kime güveneceğimi bilemiyorum. Elimden, ellerimi açıp dua etmekten, Allah’ıma yarlvarmaktan başka hiçbir şey gelmiyor. Duadan daha fazla ne yapabilirim ki! Bir de bu yazıyı yazabiliyorum işte. Ama önce dua hep dua...

Bitsin! Geçip gitsin, artık bu karanlık günler. Güneş yeniden doğsun evimize. Ama değişsin de artık bir şeyler. Yılananın dilinden anlamak için yılana yılan gibi davranıldı yıllarca. Çoğu mahzen ve mahzenlerde yaşayanlar yok olup gittiyse madem, niye hala benim insanlarım ölmeye devam ediyor. Başka bir yolu olmalı ve o yol bulunmalı. Beyin ölümünde hastanın sadece kalbi atar. Böyle bir durumda mutlak ölüm gerçekleşmiştir. Belki beyinleri yıkanıp, içleri zehirle doldurulan yılanların içinden bu zehri alırsam, onlarda da beyin ölümü gerçekleşebilir. Yani beyinlerinin içindekini öldürmek, kalbinden değil de kalbiyle vurmak onları. İşte o zaman o yılanların sadece kalbi attığında aslında birer insan olduklarını hatırlarlar, ölseler bile hissederler belki. Vazgeçerler belki...

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 640