HER ŞEY SENİN ELİNDE

Gel, gel, gel… Sağa, sağa… Şimdi biraz sola, sola… Ha, orada dur! Bekle! Dikkat et. Biraz daha yanaş, yanaş. Tamam. Şuan tam üzerindesin. Kalbin…

Hazırsan çalıştır akıl denen makineyi. Dök mutluluk betonunu üzerine dökk dökk… Aklını kullan biraz aklını. Çalıştır kafayı çalıştır! Aklının içinde seni boğan, sıkan, üzen ne varsa dönüştür sevinç betonuna. Boşalt kalbinin üzerine. Temeli mutlulukla atılan kaldırımların ışıkları sonsuza dek parlamaz mı hiç söylesene? Üç gün sonra unutacaksın. Geçecek… Ama aklını kullanmazsan eline hiçbir şey geçmeyecek. Elinle buruşturup fırlattığın yaşadıklarını bir daha açmayı düşünmeyeceksin. O zaman her şey senin elinde…

Sen yaz, sen çiz. Kendi mutluluğunun mimarı olmaya ne dersin? İster göklere ulaştır sevincini, ister tek katlı bir evin bahçesinde yeşert. Her şey senin elinde… Çağır “sEVgİM ŞAHANE” ekibini. Evinin tüm odalarını bırak “sevgi” düzenlesin, “sevgi” yerleştirsin. Bırak tüm odalar sevgi koksun.

Her şey tamam gibi… Sıra bu evin kapılarını herkese açmakta, yarattığın mutluluğu herkesle paylaşmakta…Nasıl mı? Mutluluk evinin kapısı tebessümdür. Tebessümün kilidi ise dudaklardır. Ama ilk önce kendin görmelisin, kendin hissetmelisin mutluluğunu. Ve gülmeye ilk önce kendinden başlamalısın.Kilit açıldığı an girişinde bembeyaz duvarları olan o eve, evimize ilk adımımızı atarız. Bir anda sıcak bir esinti hafifçe yüzümüze dokunur. Gül kokar her yer. Çünkü yüzümüzde güller açmıştır. Mutluluğu güle benzetenler boşuna benzetmemiş demek ki. Neden mi? Çünkü mutluluğun da dikenleri vardır. Mutluluk bazen o beyaz duvarları aşıp karanlık koridorlara kaçar. Mutluluk kaçar kaçmaz tebessüm kapısı kitlenir. Acaba mutluluk sarhoşu iken kapıyı biraz aralık bıraktığımız için mi hapsedemeyiz mutluluğumuzu. Giderken şöyle bir not bırakmıştır mutluluk: “Yine geleceğim merak etme. Ben yokken dertlerin çoğalacak, üzüntülerin artacak biliyorum. Ama her şey yine senin elinde… Eğer acılarına, hüzünlerine huzur katarsan belki beni içine hapsedebilirsin. Belki diyorum; çünkü ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Ben gittim diye gülmeyi bırakma asla. Her gitmenin bir sebebi vardır. Sen de sevmek ve gülmek için sebepler ara.”

Sevgiyi betonlaştırmak gönüllerde… Koklamak en derinden… Sonra mutluluğu yaratmak masumca ve yakalamak kaçmayacakmışçasına… Paylaşmak dudaklarda belki iki çift sözle belki ufacık bir gülümsemekle… Suçu yoksa mutluluğun, belki de bu işin sırrı onu hapsetmemekte… Belki de her şey senin elinde…

 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 806