FARZET Kİ ÖLDÜM

Farzet ki öldüm ben, bir sabaha karşı uykumda. Uykumda ölmek istedim hep sessizce. Ölümün başı da sonu da bir bilmece…

Acı çekmeden, çektirmeden kimseye, uykuma emanet ettim canımı habersizce. Farzet ki öldüm ben, bir sabaha karşı uykumda. Ama seni görebiliyor, duyabiliyor, hissedebiliyordum. Bu hayal ya! Geldin yanıma yavaşça. Seslendin bana birkaç defa. Hâlbuki uykum öyle derin falan da değildi. En ufak bir sese açardım gözlerimi. Bir iki defa daha seslendin. Sesini duyurabilmek için bana, ses tonunu biraz daha yükselttin. Benden çıt çıkmıyor. Ses seda yok hala. Ne varsa içimde söylerdim ben. Bazen kalbimle söylerdim bazen aklımla ama söylerdim söylenecek ne varsa. Bu ilk suskunluğumdu. Bu ilk derin uykumdu benim. Benden bir ses çıkmayınca korkmaya başladın iyice. Oturdun yanıma yavaşça, uyanmamı istediğin halde uyanmamdan korkar gibi. Dokundun tenime nazikçe, biraz ürkek biraz cesaretle. İsmimi söyledin uzun zaman sonra bu kadar içten. Ya da bana öyle geldi bilemem. Elimi tuttun bir anda. Bıraktığın gün ki gibi soğuktu ellerim uykumda. Öpmeye başladın ellerimi “Uyan! Uyan artık!” nidalarıyla. Kayıverdi ellerim ellerinden. Kurumuş bir daldan farkı yoktu ellerimin yatağa düşerken. Damarlarımda soğuk kan dolaşıyordu artık sevgi yerine. Damarlarımdaki sevgi çekilmişti yalnızlık köşesine. Çünkü sevgi de göç ediyordu yeryüzünden benimle. Aniden kalktın yanımdan. Kendini kaybetmiş bir şekilde odanın etrafında dört dönmeye başladın. Bazılarını duyabiliyordum bazılarını ise duyamıyordu kulaklarım. “Olamaz! Hayır bu… Hayır, bu imkânsız… Ben… Ben… Of… Ben… Ben sensiz… Beni affedebilecek misin? Neden şimdi? Çok pişmanım seni… Neden Allah’ım? Keşke…”

Hıçkırıklara boğuldun. İlk defa seni öyle görüyordum. Neredeyse ben de ağlayacaktım seninle. Ben susmuştum artık, konuşma sırası sendeydi. Haykırıyordun, bağırıyordun: “Gitme! Bırakma beni, gitme!” diye. Sarıldın bana sımsıkı. Öyle içten sardın ki beni. Son defa sarıldığını bilir gibi. Yoktum artık ben! Varlığım yokluğa karıştı. Sevmiştim de seni. Bilirdin herkesi sevecek, herkese yetecek kadar sevgi vardı şu kalbimde. Affetmek mi? Ben mi? Ben unutmak kolay diye unutuvermiştim her şeyi. Neden diye sorma hiç boşuna. Ecelin vakti yok. Bunu sen de gayet iyi biliyorsun. Ben varken beni kaybetmekten korkmadığın için bu halin, bu çırpınışın, bu feryadın.

El üstünde taşıyorlar şimdi beni sevenler, sevmeyenler. Baktım şöyle etrafa. Kimileri elleri açık duada, kimileri dalmış gitmiş benimle olan anılara, kimileri… Sen neredesin peki? Utancından mı gelmedin acaba? Korkma yerin dibine giren benim. Kaçmak kolaydır insana. Kovalayanı olsa da olmasa da... Şaşırmadım aslında. Ne yapalım? Demek ki iki çift lafla bir kürek toprağı çok gördün bana.

Tek perdelik, tek kişilik bir tiyatroydu benim için hayat. Oynadım oyunumu. Şimdi el sallıyorum beni izleyenlere. Beyaz geceliğimi giydim. Uyumaktı son rolüm bu perdede. Uyumadan önce şunları söylemiştim izleyicilere: “İyi veya kötü, doğru ya da yanlış… İki insan arasındaki en güzel bağ konuşmakmış. Söyleyin aklınızdan geçenleri. ‘Seni seviyorum’ deyin mesela korkusuzca sevdiklerinize. Özür dilemenin gurura bir yan etkisi yok! Kırmayın, üzmeyin sevdiklerinizi. Kalbinizden kalplere yollar yapın çakılsız, taşsız. Olur ya zaman doluverir zamansız!” 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 597