• Ana Sayfa
  • »
  • ANSIZIN AYRILACAĞIZ BİRBİRİMİZDEN

ANSIZIN AYRILACAĞIZ BİRBİRİMİZDEN

Su gibi akması… Gözün açılıp kapanması… Kitabın sayfasının çevrilmesi… Kısacası çok çabuk geçmesi… O kadar hızlıydı ki zaman, ona yetişemediği için mi zamanı suçlar her seferinde insan…

Onu kolundan yakalayıp durduramadığı için mi arkasından bağırır her defasında insan…Akrep ile yelkovanın işiydi bu. Ancak zamanın işlemesini sağlayacak kadar söz sahibi olmalarının altında bir neden vardı. Elbette arkalarında kendilerine güç veren bir sır saklıydı. Doğru, küçücük bir pil… Dışarıdan bakıldığında tüm hüner akrep ve yelkovanda… Ama pilin gücü ansızın tükenirse, çalışmaya yetecek kadar takati kalmazsa?

Saat ve hayat… Birbirlerine benziyorlar sanki. Evet, bizim içinde yaşadığımız, nefes aldığımız hayat da saat gibi gürültülü… Bazen bu gürültüyü çok şiddetli hissederiz, uykularımızı kaçırır duyduklarımız. Saati yerinden kaldırıp başka bir odaya koysak da yani biz duymak istemesek de diğer odada gürültü ne yazık ki devam eder. Biz sadece o anlık kulaklarımızı kapamış oluruz. Hayatın güzel seslerini ise her daim duymak isteriz. Neticede güzel de olsa bu da ses. Ama gürültüden sayılmaz. Rahatsız etmez bizleri. Bazen de kendi sesimizden, zihnimizdeki seslerden duyamayız hayatın tik takını. Kendimize geldiğimizde zaman epeyce kendinden geçmiştir. Hayat bir saatse bizler de akrep ve yelkovanıyız bu hayatın. Dünyayla birlikte dönüp duruyoruz bu sesli hayatın içinde. Oyalanıyoruz bir şeylerle. Akrep ve yelkovan birbirine benzemezler. Akrep yelkovana göre daha kısadır. Yelkovan akrebe göre daha incedir. Görevleri bile farklıdır. Akrep saati, yelkovan dakikayı göstermekle yükümlüdür. Bizler de öyle. Kimimiz kısa kimimiz uzun, kimimiz iyi kimimiz kötü,kimimiz milletvekili kimimiz çöp toplayıcı… Hayat denen saatin akrep ve yelkovanı bizlersek bizim hayatta kalmamızı sağlayan o sır da kalbimizdir bence. Tıpkı pil gibi ansızın bizim de kalbimizin gücü tükenecek. Ve işte o anda çabuk geçmesinden yakındığımız zaman bizim için duracak.

Hani bazen öyle anlara şahit oluruz ki mutluluktan uçabiliriz ve işte o an hiç bitmesin isteriz hatta o anı durdurup hep o şekilde kalmak isteriz. Yani zamanı durdurarak zamanın içinde kendimizi dondurmayı hayal ederiz.  Bazen de sevdiğimiz birini kırmışızdır, üzmüşüzdür ya da artık onu kaybetmişizdir yahut yanlış kararlar alıp hatalar yapmışızdır ve keşke deriz. Keşke zamanı geri alabilseydim de öyle demeseydim, onu üzmeseydim, keşke o hatayı yapmasaydım deriz. Ama ne yazık ki zamanı ne durdurabiliyoruz ne de geri alabiliyoruz.

Ayrışmaya, gruplaşmaya o kadar hazırız ki sarılmak bu kadar kolayken! Herkes birbirine bir şeyler söylüyor. Kimse birbirini dinlemiyor. Siyasetimiz, taraftarlığımız, sevmelerimiz bile küfür ve hakaretlerle dolu… Unuttuk sevmeyi, unuttuk birbirimize sıkıca sarılmayı. Hani zaman çok kısaydı, su gibi geçiyordu! Siz demiyor muydunuz? Öyleyse ne diye birbirimizi kırıyoruz, neden aramıza uçurumlar inşa ediyoruz. Gelin birbirimizin kıymetini bilelim.Hep ben mi özür dileyeceğim ya da hep ben mi bir adım atacağım demeyin. Hep ben arıyorum o beni hiç arayıp sormuyor diye gaza getirmeyin kendinizi. Zihniniz sizinle oyun oynamayı sever. Bunu ona şeytan yaptırır. Şeytana göre siz enayisinizdir, safsınızdır bu kadar da iyi niyet olmaz ki! Kalbinizi dinlerseniz şeytan size yaklaşamaz zaten. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî seslenmiş bizlere kaç yüzyıl öncesinden: “Gel de birbirimizin kıymetini bilelim. Çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.” Kalemimin ucu da ansızın kırılabilir. Gelin birbirimizin kıymetini bilelim. Çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.

 

 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 679