KAZAN

KAZAN

Yeşilin büyülü rengine düşen ağaçların gölgesi titriyor suyun yüzeyinde,karabataklar ırmağın üzerinde bir sağa bir sola huzur içinde yüzüyorlar…

 

Irmağın üzerinde balık çiftliği ve balıkların kokusuna gelen onlarca martının konduğu muhteşem ağaç misafir ediyor konuklarını bağrına basarak…

 

Geçmiş mazi gibiydi gözlerinin önüne dizilen…

 

İlk defa geldiği günü hatırladı, tek başına oturmuştu ırmağın üzerine demir aksamla tutturulan platformun üzerine konulmuş masaların en uzaktakine…

 

Gözünden akan yaşlara engel olamıyordu görülmesin diye eli yüzündeydi...

 

Öğrencileriydi bu kadar üzüldüğü…  Zaman zaman ailesinden bile öğrencilerine verdiği değer yüzünden eleştiri alıyordu.

 

Tam onların en mutlu günü olan mezuniyet töreni ile ilgili olanları kaldıramamış, kendini orada bulmuştu cep telefonunu kapatarak…

 

Gözünden akan yaşları fark eden bir öğrencisinin babası olan garsonun, “Hocam kim üzdü sizi bu kadar, yakınlarınıza haber vermemizi ister misiniz?” sorusu ile etrafı görmeye başladı…

 

Cep telefonunun kapalı olmasına rağmen merdivenlerden inen yakın dostunu görünce bir çocuk gibi mutlu oldu…

 

Kendi için bir şey istemezken başkaları için bu kadar üzülmenin ve onları düşünmenin ortaklığı dostluklarının perçinleri oldu…

 

Bir babanın erken kaybının yarattığı suskunluğun dile geldiği gözyaşlarının yeşil sularla buluştuğu diğer bir masa yerini aldı...

 

Acılar deler geçer mi yüreği? Seni senden alır mı? Kendini tanıyamadığın olur mu? Bir çamura saplamış etrafı izliyor olur musun?

 

Ağaçların gölgesi suyun derinliklerine iniyor, ırmağın üstü buğulu görünen her şey  kayboluyor bir kızıllık hariç ... Ateş gibi bir top yükseliyor göğe doğru…

 

Emine Çataltaş
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 275