DÜŞ PEŞİME

DÜŞ PEŞİME
Sınırdan geçtiğimizde içim kıpır kıpırdı,anlatılanlar doğru muydu …

Bir karıncanın DÜŞ PEŞİME diyerek başlattığı maceranın götürdüğü yere girmek üzereydim…

Gökyüzü hüzün sarısıydı …

Kim bilir kaç yıllık ağaçlardı bunu oluşturan…

Sevgiliye sımsıkı sarılırcasına tutunmuşlardı birbirlerine…

Sarının kızıla dönüştüğü renk senfonisi izlemekten gözümü alamadığım ...

Yol, bitmesini istemediğim… 

Nedensiz duygusallıklar, yaşadığım sonbaharın hüznünü özlediğim…

Şehre ulaştığımızda otobüsün bizi indirdiği yerde kimse yaşamıyor gibi sessizliğin sesi oradaydı…

Tatilimizin konaklama yeri olan oteli gördüğümde hüznün rengine boyanmış olması bir tesadüf  müydü?..

Tarihi yapının rengi ve tasarımı yıllarca özlenen sevgiliyi bekler gibiydi…

Şehrin sokaklarında insanlar telaşsız, çok sakindiler, özlediğim…

Binaların çoğunluğu hüznün rengi ruhlarını hissedebildiğim… Savaşların yok edemediği…

Deniz boyunca kilometrelerce uzanan parktaki anıtlara konulmuş çiçekler daima canlı…

Kadınlı erkekli onlarca insan silüeti…

Kim bilir ülkelerini ne çok sevmişlerdi bu çiçekleri hak edecek kadar… 

Banklara oturup sarı yaprakların üzerine konfeti gibi yağması, şiir gibi…

Araçla gezerken çevreyi yol kenarlarında bazıları fotoğraflı küçük abidelere konulmuş canlı çiçeklerin anlamını çözmek için sorduğumuzda ; gülümseyen bir çift gözün kaza yaparak yaşamını yitirdiği yere ailesi tarafından yapılan ve çiçeksiz bırakılmayan değerin  sembolüyle karşılaşmak gözlerimizden süzülen damlalara dönüştü…

Ve kapılar… Üzerinde şık giyinmiş hanımefendiler ve bey efendilerin vesikalık fotoğrafıyla yaşamını anlatan yazılı çerçeveleri…

Balkonunda sardunyaların hala yaşadığı… Gitti diyor bu dünyadan geriye kalan hiç gitmeyecek olan vefa duygusu…

 Emine Çataltaş

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 226