KİRPİLER

Banu Ürgüplü Öğretmen Antalya: “Yıllar önce; bir yerde ve şimdi tam hatırlayamadığım bir zamanda; evimizin önündeki sokak lambasının yamacında duran o ince-uzun kavak ağacına bakar ve ağacın ne kadar mutsuz olduğunu düşünürdüm!


 Çünkü özgürlüğün anlamını; yaşamın hareketini ve hızını o toprağa çakılmış koca gövdesinde hissedemediğini, yaşayamadığını zannederdim.
Sonra fark ettim ki ; özgürlük ağacın rüzgarda yapraklarını kıpırdattığı an kadar gerçekti. Ben de dallarımı ve yapraklarımı keşfettim. Onları rüzgara bıraktım…. 

İşte sonunda ÖZGÜRDÜM…

Karanlıktaki tek gerçek çıplak bir yalnızlık!

Çıplaklık… Doğum ve ölüm dışında sadece bebekler için vardı. Ve bizler sanki bir gecede büyüyen bedenlerimizi ömür boyu çaputlarla örtmek zorundaydık.
Sonra kalabalık, hayatımıza gönüllü soktuklarımız!
Gücümüzü toplayıp, yeniden düştüğümüz ya da düşmek üzere olduğumuz yerden kalkabilelim diye belki de!  Birbirinden gerçek; her biri kendine has mucizelerimiz, bazense kocaman hayal kırıklıkları.

Bazısına duyulan büyük dostluk, kimine aşk, kimine ise hüsranları yakıştırdığımız insanlar. Kalabalığın içinden seçtiklerimiz. Süresini bilmediğimiz kadar hayatımıza soktuklarımız ve bize sokulanlar.
“Kirpiler birbirini ısıtacak kadar yakın, dikenleri birbirine batmayacak kadar uzak durmasını bilirler!”
Ya kirpiler kadar olamıyoruz dediğim onca insan, olay ve zaman!
Dostum Nuray`ı hatırladım ölüm yıldönümünün ardından. Hep ısıtacak kadar yakın ama dikenlerini asla batırmayan! Ve ben şimdilerde onun adıyla gülümsüyorum yine, sonra iç çekiyorum! Yıllar sonra bile kocaman bir acıyı yükleniyorum.

Gökyüzüne bakıp şükrediyorum fakat aynı anda isyankârım.
Bir yudum daha alıyorum hayatın deminden, O’nun için de tadına varmaya çalışıyorum. Karmaşığım ama çözülmüşüm. Çözmüşler!  O’nun gidişine hala anlam veremiyorum. Adalete ve cezaya inanmışım fakat, ya af çıkarsa diyorum. Çıktı, onu da biliyorum…!
Dostum diye sesleniyorum;  biliyorum ki tini gülümsüyor, derin bir nefes alıyorum. Evimin etrafında kavak ağacının aksine hiç yaşamamış manolyaların kokusu geliyor burnuma. Sonra denizden yeni yakalanmış bir balık, ateşi köze dönmek üzere olan bir mangal ve gece yarısında ikimizin ellerinden çıkmayan alçının kiri, pançla delikler açtığımız onca levha…

Ne çok şey yaşamışız vakit yettiğince! Hep gülümsemek istiyorum, dimağımda dipdiri kalan yüzü kadar sıcak.
O`na “Gerçekler ne kadar saklansa da sır olarak kalmaz. Sırlar derdim, insanı var eden hiç paylaşmadıklarıdır..!”  

"Paylaşmadıktan sonra ne önemi var yaşananların” diye cevaplardı... Sesi geliyor yine; derinde Dido çalıyor, duyuyorum…!
Tüm eksik kalanları hala yüreğimde, en derinlerde hissediyorum…! 

BURGUPLU
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 782