• Ana Sayfa
  • »
  • Teşekkürler Tarık Sürmelioğlu..

Teşekkürler Tarık Sürmelioğlu..

Balıkesir’den dost yürekli kalemi güçlü kardeşim Tarık Sürmelioğlu Gelendostları kalemi ile dile getirmiş..

Teşekkürler güzel kardeşim kalemine yüreğine sağlık..

Bu gün bu güzel yazıyı paylaşmak istedim sizlerle..

*******

’SEVGİLİLER Günü kimileri için anlam yüklü bir gün.

Kimileri için sıradan; 13’ün den, 15’inden farklı değil yani.

Benim için de öyle.

Seviyorsan, 14 Şubat’ta değil her gün seveceksin.

Hem sevgili, yalnızca aşkın, yavuklun, sevdalın değildir.

Anandır, babandır, kardeşindir, dostundur, yârenindir..

İnsandır.

Herkesi seveceksin.

***

ESKİŞEHİRLİ bir şair tanımıştım seksenlerde: Yasin Yasin.

Bohem şairlerin dünyasından çıkıp, memleketinde bir kulübeye hapsetmişti kendini.

Tanıdığımda yaşı ileriydi hayli.

Eskişehir’deki bir kiremit fabrikasının barakasında yatar kalkardı.

Şiir gibi konuşur, şiir gibi yazardı.

Kafiyeli kafiyesiz şiirleri yayımlanırdı Eskişehir gazetelerinde.

Şu sözleri hiç aklımdan çıkmadı:

“Seveceksin, seveceksin, sevdikçe ölmeyeceksin…”

***

BARIŞ Gelendost tanıştırdı bizi Yasin Yasin’le.

O da, Eskişehir’in onurlu, namuslu, özü sözü bir, savaşçı gazetecisi Naci Gelendost’un oğluydu.

Bir dönem POLİTİKA’nın matbaasında çalıştı.

Bazen hafta sonları trene atlar, Balıkesir’den Eskişehir’e kaçardık Barış Gelendost’la.

Naci Baba’yı görmeye.. Sofrasında demlenmeye.. Sözünden feyzlenmeye.

O günlerden birinde gitmiştik Yasin Yasin’e.

Kapısı zaten açık barakanın.. İçerisi loş, kirli.. Kenarda bir yatak, yanında çekmeceli bir dolap.. Ortada tahta masa.. Yediği içtiği her şey masada.

Yasin Yasin yatalak.. Bir ayağı kesilmiş.. Konuşma zorluğu çekiyor biraz da.

Karşısında görüntüsüz siyah beyaz bir televizyon.. Sadece ses var.

“Bana sesler yetiyor” dedi Yasin; “görüntü lazım değil…”

Herkesi seven, sevgiyi kucaklayan, mısralarına sevgiyi nakış gibi işleyen bir şair.

Sonraki zamanda duyduk, göçmüş gitmiş dünyadan.. Üzüldük.

***

NACİ Baba dediğinse, iri yarı, davudi sesli, lafını sözünü dinleten, her cümlesiyle yaşamın acemisine dersler veren, yazdığını okutan, çevresinde sayılıp sevilen bir yiğit adam.

Hayatı yazmakla geçmiş.

Gazeteler, kitaplar, şiirler.

Esnaf Sarayı’nın yan tarafındaki eski evin duvarlarında yazılarının küpürleri asılıydı.

Kalem koleksiyonu vardı, evin her yeri kalem.

Ödüller, şiltler, plaketler, madalyalar, hediyeler.

Ara sıra Balıkesir’e gelirdi, Barış’ın yanına.. Bir iki gün kalır gider.

Ben o zaman POLİTİKA’da körpe muhabirim.

Gazeteyi merhum Yıldırım Ovacık yayınlıyor. O da bağırarak konuşan, ağzına doluşan filtresiz Birinci’nin tütün artıklarını ikide bir tüküren, gazetecilikten başka bir şey düşünmeyen, yazıp çizen bir adam.

Eskilerden anlatırlarken bir gün.. Çat kapı Münir Yenal girdi içeri. “Al bakalım evlat, daktilo ediver” diye uzattı haftalık yazısını.. Münir Yenal, Balıkesir Postası’nın sahibiydi; bir zamanlar Balıkesir basınının duayeniydi.. Vesileyle Münir Amca’yı da anmış olalım.

El yazısıyla hazırladığı yazının içinden çıkmak mümkün değil; eski sözcükler yoğun.. İşaret parmaklarımla daktilo tuşlarının üstünde tepiniyorum.. Gayriihtiyari parmaklarım başıma gidiyor, saçımı kaşıyorum.

Naci Baba seslendi birden:

“Evlat! Sen Münir Bey’in Arapçasını tercüme ederken daha çoook başını kaşırsın…”

Gülüştük tabi.

***

NACİ Baba, Ankara ve Eskişehir’de gazetecilik, sendikacılık mücadelesi veren, bu uğurda çile çeken, ama meslek aşkından ve ilkelerinden zerre taviz vermeyen bir meslek büyüğümüzdü.

En son Eskişehir’de Olay Gazetesi’ni yayımladı, oğlu Avni Gelendost’la birlikte. Orada hem köşe yazıları yayımlanır, hem de baş sayfadaki ‘Hop dedik’ sütununda olan biteni, içindekini, yaşadığını, gözlediğini dörtlüklerle, kısa fıkralarla anlatırdı.

Naci Baba emekçi dostu bir gazeteciydi aynı zamanda. Atatürkçü, çağdaş, devrimci kimliğiyle Eskişehir caddelerinde göğsünü gere gere yürürdü.

Eskişehir bugün örnek gösterilen bir kent malum.. Seksenli yıllarda bu denli modern değildi ama, yerel gazeteleri sıkı takip eden bir kamuoyu vardı Eskişehir’in. Büfelerin önünde sabahları yerel gazeteleri satın almak için sıraya giriyordu insanlar. Bizim burada hâlâ ayağına bekliyor okur.

***

NACİ Gelendost’un yaşamı, üretimi ve mücadelesi kitap olmalı aslında. Bu kısacık sütunlarda Naci Baba’yı anlatmak zor.

Peki durduk yerde niye Naci Baba’dan söz ettik?

Naci Baba, sevgisini ve sofrasını paylaştı herkesle. Cüzdanı yoksul ama gönlü zengin olanlardandı. Yaşamı seven, ama Nazım’ın dizesiyle ‘şakaya gelmediğini’ bilenlerdendi.

Sevdiklerini bırakıp gitti bir 14 Şubat’ta.

Sevgililer Günü’nde yani.

14 Şubat 1994.

Ardından küçük oğlu Barış.

O da bir 14 Şubat’ta, gencecik yaşında terk etti bu dünyayı.

14 Şubat 1997.

Naci Baba’nın büyük oğlu Avni Ağabey (Gelendost), uzun yıllar Eskişehir’de sürdürdü Baba mesleğini.

..ve yıllardır Antalya’nın Manavgat’ında gazete yayımlıyor.

Allah sağlık sıhhat versin Avni Ağabey’e.”

Haydi, kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun..

 

 

HOPDEDİK

DOST EDİNMEK..

Dostları olmalı insanın

7’den 70’e

Yüreği sevgi dolu..

Bir dost’ta Balıkesir’den

Tarık Sürmelioğlu..

Teşekkürler kardeşim

Kalemine sağlık..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 221