KISSADAN HİSSE..

Yaşamın içinde çabalarken birçok ders alacağımız yaşanmış gerçek hikayeleri de okumak gerek.



Bugün bir kaç kıssadan hisse ile yaşamımıza renk katalım istedim.

Haydi hep birlikte okuyalım..

*  *  *

Köylünün bir atı bir de eşeği varmış. Yükünü onlara taşıtırmış. Fakat yükü iki eşit parçaya böleceği yerde zavallı eşeğe taşıyamayacağı kadar çok yüklüyor, at ise sırtındaki hafif yükle hoplaya zıplaya gidiyormuş.

Bir gün kasabadan köye dönerken zaten aç ve yorgun olan eşek yanında sıçraya sıçraya giden ata demiş ki:

"Ne olur sırtımdaki yükün bir kısmını alıver. Bu yük beni öldürecek."

At aldırış etmemiş, burnunu kıvırmakla yetinmiş. Bir süre gittikten sonra eşek yol kenarına düşüp ölmüş. Köylü eşeğin bütün yükünü hemen ata aktardığı gibi köyde gömmek üzere ölü hayvanı da onun sırtına yerleştirmiş. Yükünün birden bire ağırlaştığını gören at, hatasını anlamış, kendi kendine söylenmiş:

"Ben bunu hak ettim, yol arkadaşımın sırtındaki yükün bir kısmını vaktinde alsaydım o yaşayacaktı, ben de hem bütün yükü, hem de leşini taşımaktan kurtulacaktım."

Kıssadan hisse…

Köylünün, esnafın, emeklinin, memurun, işçinin haline bir bakın…

*  *  *

Bir gün ormanda hayvanlar yarışacakmış. Aslan da hakem olmuş. Derken eşek gelmiş "Ben de yarışacağım" demiş.

Yahu nasıl olur da sen kaplanlarla, panterlerle, zürafalarla, ceylanlarla, tavşanlarla yarışırsın demişler, eşek tutturmuş:

"İllaki ben de yarışacağım" diye.

Nihayet peki olur demişler. Hazırlıklar yapılmış ve yarış başlamış. Derken tam yarışın ortasında eşek yere yatıp başlamış anırmaya… Yahu ne yapıyorsun demişler. Eşek cevap vermiş.

"Eee" demiş, "Ben eşekliğimi belli etmezsem olur mu?.."

Kıssadan hisse…

Dilediğiniz hisseyi çıkarın…

*  *  *

Dünyanın en akıllı insanı bir profesörmüş ve çok çok çirkinmiş. O sene dünya güzeli seçilmiş bir kız profesöre:

"Gel seninle evlenelim. Bizden olacak çocuk senden akıl, benden güzellik alırsa yeni ve mükemmel bir nesil çıkar" deyince profesör:

"Ya benden güzellik, senden akıl alırsa ne olur?.."

*  *  *

İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş.

Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş. Yaşlı üniversite hocası ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere

mutfağa gitmiş ve değişik boy, renk ve kalitede bir çok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş. Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam,kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup

kahvelerini oradan almalarını söylemiş.Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş :

"Farkına vardınız mı bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı.

Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiğiniz problemlerinizin ve stresin nedeni.

Hepinizin istediği fincan değil, kahve iken, bilinçli olarak her biriniz birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğrastınız.

Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca Yaşam`ı tutmaya yarayan araçlardır, ama Yaşam`ın kalitesi bunlara göre değişmez.

Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz."

*   *  *

Bunun yorumunu da size bırakıyorum.

Haydi, kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun.

 

 

 

HOPDEDİK

NASİHAT.

Nasihat mı?.

Müsipet mi?.

Yoksam

kıssadan

hisselermi?.

İyi düşünün

yaşam bu

gelip geçiveriyor

valla.

 

 

 

 

 

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 953