HAYAT DEVAM EDİYOR..

Hayat gerçek anlamda devam ediyor,savaşlar..

Savaş çığırtkanlığı yapanlar..Ortalığı kan gölüne çevirmek isteyen gözü dönmüşler.

Okullara saldıranlar..ATATÜRK büst ve heykellerini parçalayanlar bilesiniz ki bu ülkeyi yıkıp parçalamaya.

Bölmeye ve kardeşi kardeşe düşürmeye gücünüz yetmeyecek.

Bugünler de gelip geçecek..

Bugünler deyince kara günlerden uzaklaşıp Cumartesinin gereğini yerine getirelim ve hep birlikte gülelim gitsin be dostlar..

***

Temel, Amerika´dan Trabzon´a gelen bir konuğu çevreyi gezdiriyormuş. Amerikalı konuk çevreyle tanışırken bir yandan da Türkçe birkaç sözcük öğrenmeye çalışıyormuş. Bir ağacın yanından geçerken Amerikalı, Temel´e sormuş:

"Biz İngilizcede buna "tree" deriz. Ya siz ne dersiniz?"

"Bir şey demeyiz" demiş Temel, "Yanından geçer gideriz"

***

Yağmurlu ve soğuk bir günde Karadenizli bir aileye misafirliğe gitmişler. Hoşbeş edilirken , bakmışlar Temel´in çocuğu balkondan ders çalışıyor, bir yandan da titriyor. Hayretler içinde sormuşlar:

"Yahu bu çocuk neden dışarıda çalışıyor"

"Herkes çociğunu dişaruda okutayi" demiş Temel, "Pen de o yüzden dişaruda okutayirum"

***

Yeni ünlenen bir yazar, halktan birkaç kişiyle bir içki sofrasındadır. Önce, içtenliği konusunda kuşku duyulmayan övgüler yaparlar yazara:

"Abi nasıl yazıyorsun öyle?"

"Abi ne güzel yazıyorsun sen be…"

"Yazıyorsun be abi… Helal olsun sana…"

Kadehler bir bir boşaldıkça yazar ile halkın samimiyeti artar:

"Yazıyor be kerata!.."

Derken muhabbet iyice koyulaşır, samimiyet daha da artar:

"Yazıyor eşekoğlu eşek be…"

Şişeler birer birer boşalmıştır ve yazar halkla bütünleşmenin doruk noktasındadır artık. Yazarın ensesine bir şamar iner, en içten iltifat gelir:

"Ulan yazıyor da, ne yazıyor be!.."

***

İki kalpazan yirmi liralık sahte para basmak isterken, baskıda hata olmuş, paralar on sekiz liralık basılmış. Düşünmüşler taşınmışlar, demişler ki Karadeniz´e gidelim, oranın halkı saftır, yuttururuz.

Uğradıkları ilk köyün bakkalına gitmişler. Yaşlı bakkala parayı uzatmışlar:

"Baba, şu on sekiz liralığı bozar mısın bize?"

"Pozarım uşaklar, ama nasıl isteysun? İki tane dokuz liralık mu olsun, üç tane altı liralik mu?.."               

"Köylü oğlan ve babası büyük şehre ilk defa gelmişler.

Alışveriş merkezinde zemin kattaki iki gümüş renkli parlak duvarın ağır ağır açılıp kapanması ilgilerini çekmiş.

"Bu ne baba?" diye sormuş oğlan. Hayatında hiç asansör görmemiş. Baba "Bilemiyorum oğul.." demiş.

Onlar bu ilginç şeyi nefeslerini tutup izlerken tekerlekli sandalyeli yaşlı bir kadın sağa sola kayan gümüş renkli duvarlara doğru gitmiş ve bir düğmeye basmış.

Duvarlar açılmış, yaşlı kadın yoğun ışıklı küçük bir odaya girmiş, duvarlar kapanmış.

Oğlan ve babası kapının üzerindeki küçükten büyüğe doğru yanıp sönen ışıklı rakamları izlemişler.

Son rakamdan sonra aynı sırayla bu sefer geriye doğru ışıklar teker teker yanmış. Sonunda duvar iki yana kayarak açılmış, dışarı 24 yaşlarında incecik muhteşem bir fıstık çıkmış.

 "Oğlum" demiş adam kızdan gözlerini ayıramayarak, "Koş.. Koş ananı getir!..

 

En kötü günümüz bugün gibi olsun..

Yarınlarımız aydınlık ve mutluluk dolsun.

Haydi, kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun..

 

 

HOPDEDİK

GÜL BE..

Gül kardeşim,

hep gül emi..

Allah ağlatmasın

cümlemizi..

Sevmek nasip

eylesin

yürekten

kardeş,

kardeşi..

 

 

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2268