HAFTA SONRASI..

Koca bir hafta yorgunluğu ve rehaveti var üstümüzde..

DOSTÇA

HAFTA SONRASI..

Koca bir hafta yorgunluğu ve rehaveti var üstümüzde..

Hafta sonları bazen atmak zorda olsa illaki kendimize vakit ayırıp bir şeyler yaparak yorgunluk gidermeye çalışıyoruz.

Bugün  fıkra günümüz haftanın yorgunluğunu ve stresi hep birlikte atalım istedim.

Her gün yaşananları ve ülke genelindeki konuları bırakalım bir kenara..

Allah hepimizin sonunu hayır eylesin deyiverelim..

Gelin stres atma adına gülüverelim gitsin..

Stresten ve yorgunluktan arınmak gerek..

Ama nasıl?..Ülke şartları buna elverişlimi?..Yoksa değil mi?..

Kararı size bırakıyorum.

Biraz olsun gülelim diyorsanız, stresinizi azaltır diye düşünüyorsanız hadi gelin aşağıdaki fıkralara hep birlikte gülelim.

******

"Selam, benim adım Wanda.

- Selam, benimki de Slyvia, sen nasıl öldün?

- Donarak öldüm.

- Ne kadar... Korkunç.

- Yok, o kadar kötü değildi, soğuktan titremem geçince ısınmaya başladım ve uyku bastı, sonunda huzur dolu bir ölüm.

- Peki sen nasıl öldün?

- Ağır bir kalp krizi geçirdim. Kocamın beni aldattığını sandım, onu iş üst......ünde yakalamak için eve erken geldim, fakat evde tek başına televizyon seyreder halde buldum.

- Sonra ne oldu?

- Kesinlikle evde başka bir kadının olduğundan emindim, bütün evi aramaya başladım. Çatıyı, yatakların altını her yeri aradım fakat bulamadım. Ararken aşırı yorulmuşum, kalp krizi geçirdim ve öldüm.

- Ah be güzelim bir de derin dondurucuya baksaydın, şu anda ikimiz de yaşıyor olacaktık...

*******

"İki adam gecenin geç saatlerinde partiden dönerlerken “kestirme olsun diye” mezarlıktan geçiyorlarmış...  Mezarlığın tam ortasında “tap-tap-tap” diye sesler duymuşlar.. Korkudan titreyerek ve nefeslerini tutarak sesin geldiği yöne doğru gitmişler. Bir bakmışlar ki, yaşlı mı yaşlı bir adam mezarın birine oturmuş, elinde çekiç ve keski ile mezar taşını oyuyor...

“Oooh!” demiş adamlardan biri:

“Usta bizi korkudan öldürüyordun ya!..”

Diğeri de atılmış:

“Gecenin yarısında ne yapıyorsun burada?”

Yaşlı adam “Cahil hergeleler” demiş:

“Adımı yanlış yazmışlar da!”

********

"Devlet Bilmem Ne Genel Müdürlüğü, bir gün geniş ve boş bir arazisine geceleri göz kulak olması için 500 lira maaşla bir bekçi almaya karar verir..

Bekçi işe başladıktan bir süre sonra düşünülür:

“Talimatlar olmadan bekçi nasıl işini yapacak?”

Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750’şer lira maaşla iki kişi işe alınır.

Planlama birimi kurulduktan bir süre sonra yine düşünülür:

“İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz?”

Hemen biner lira maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar.

Denetmenler işe başladıktan bir süre sonra “Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek” diye tartışılır ve 1500’er lira maaşla, bir mali müşavir, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.

İşler tıkırında giderken bir süre sonra, ülkede büyük bir ekonomik kriz baş gösterir ve Devlet Bilmem Ne Genel Müdürlüğü bütçesindeki masrafları kısmak için..

“Bekçi işten çıkarılır!..”

********

Adam tren garındaki “Kayıp eşya” bürosuna gitmiş:

“Dün gece geldiğim trende bir şişe viski unutmuşum, acaba size getiren oldu mu?”

“Hayır” demiş görevli:

“Ama o şişeyi bulan adamı getirdiler!”

********

Dedeyle torun muhabbet ederken, torunu dedesine sorar.

-Dede büyükannemle hiç kavga ettiğinizi görmedim. Bunu nasıl başarıyorsun.

-Bak anlatayım dinle der dede

Ben büyükanneni komşu köyden aldım. Çok fakirdim, büyükanneni almaya atımla gittim. Büyükannenin çok fazla eşyası yoktu. Olan eşyalarını ata yükledim ve üzerine de büyükanneni bindirdim.

Yolda gelirken atın ayağı taşa takıldı ve at dengesini kaybetti. Ben de "Bu bir" dedim. Biraz gidince at yine taşa takıldı ve yine dengesini kaybetti. ben "Bu iki" dedim. Biraz daha gidince at yine taşa takıldı. Ben bu sefer belimden altı patları çıkardım ve atı vurdum. Büyükannen bana; "Sen ne yaptın. şimdi neyle gideceğiz, bu kadar eşyayı neyle taşıyacağız, delirdin mi” diye    söylenince ben "Bu bir" dedim. O gün bu gündür büyükannen bana iki dedirtmedi.

********

Kaşif, kiraladığı bir yerli kılavuz ile bindiği kanoyla amazonun ayak değmemiş bölgesinde büyük bir sessizlikte ilerlerken birden çok yakında bir yerden davul sesleri gelmeye başlamış.. O bölgede insan yiyen kabilelerin varlığını kitaplarda okumuş olan kaşif " Bu davul sesleri de ne?.." diye irkilmiş büyük bir korku ile..

" Eyvah.." demiş kılavuz, " Davullar çalsın, ama durduğu an felaket.."

" Ne, ne??.." demiş kaşif " Nasıl bir felaketle karşı karşıya olacağımızı bilmeliyim.."

" Kabile reisinin oğlu kampanyadan 1500 voltluk amfi ile bir elektrogitar aldı, şerefsiz çalmasını da bilmiyor, davullar susunca kulakları tırmalayan seslerle o her zamanki iğrenç soloya başlayacak, ormanda durabilmek imkansız, felaket yani..!"

********

İki kaplumbağa su aramaya çıkmışlar. Az gitmişler, uz gitmişler ve tam 20 yıl sonra bir akar görmüşler. Ama bir bakmışlar ki, kovayı unutmuşlar. Yaşça küçük olanı diğerine dönmüş: “Ben gidip kovayı getireyim ama bir şartım var. Gelesiye kadar bir yudum bile içmeyeceksin.”

“Tamam” demiş diğeri ve küçük kaplumbağa yola koyulmuş. Aradan yine 20 yıl geçmiş.

Akarın başında bekleyeni çok susamış. Kendi kendine “Bir yudum içsem ne olur?” demiş ve tam eğilirken çalıların arasından küçük kaplumbağa çıkmış: “Bak, böyle yapacaksan gitmem bak!”

********

Haydi, kalın sağlıcakla..

Her şey yüreğinize göre olsun.

 

 

 

 

 

HOPDEDİK

UZAK.

Stres ve gerginlik

Ne olur uzak dur

bizden.

Biz gülmek ve

gülerek

ölmek istiyoruz.

Gerisi yalan..

 

 

 

 

 

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2022