Habersiz..


“Nasıl Geçti Habersiz” isimli şiirin yazarı sevgili büyüğüm Nihat Aşar aile dostumuzdu.

Ankara’da Kızılay genel müdür yardımcısı iken çıkardığı şiir kitabından şarkıya dönüşen şiir bu gün dilden dile dolaşıyor.

Sevgili büyüğüm Nihat Aşar’ı rahmet ve özlemle anıyorum.

Gerçekten dizeler çok güzel yaşamı anlatıyor bize..

“Nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllar”

Evet; günler, haftalar ve aylar.

Ardından seneler akıp gidiyor insanoğlunun avucundan.

Bir Cumartesiye daha geldik..

Fıkra günümüz bugün haydi gülelim hep birlikte..

“Kadının biri alışveriş için şehre inmiş, ilk girdiği dükkânda harika ayakkabılar bulmuş, ikincide de nefis bir elbise..

Üçüncü dükkânda her şey 5 dolara inmiş, gözlerine inanamazken birden cep telefonu çalmış..

Hattaki kadın doktor ona kocasının feci bir trafik kazası geçirdiğini, durumunun kritik olduğunu, yoğun bakıma kaldırıldığını söylemiş..

Kadın doktora kocasına çarşıda olduğunu iletmesini, bir an önce orada olacağını söyleyerek telefonu kapatmış, ama akabinde hayatının en verimli alışverişini yapmakta olduğunu fark etmiş ve hastaneye gitmeden 1-2 mağazaya daha girmiş, birkaç saat sonra sabah alışverişini bir fincan kremalı kahve ile tamamlanmış ki birden kocasını hatırlamış..

Suçluluk duygusu ile hastaneye koşmuş..

Koridorda doktoruna rastlayıp kocasını sormuş..Bayan doktor, kadının elindeki paketlere bakıp "Buraya hemen gelmek yerine alışverişine devam ettin değil mi?" demiş bağırarak,

"Sanırım kendinle gurur duyuyor olmalısın..

Adam burada yoğun bakımda, sen mağaza mağaza dolaş..

İyi be!.. Ama bu senin son alışverişin olacak.. Artık ömrünün sonuna kadar onun hasta bakıcısı olacaksın, hem de başından 1 dakika bile ayrılamadan!.."

Kadın son derece üzgün başını önüne eğmiş..

Bayan doktor, onun bu haline uzun uzun baktıktan sonra kıkırdamaya başlamış,

"Şaka yapıyorum kıııız şakaaaa.." demiş,

"Takıldım sana.. Kocan öldü.. Vallahi öldü.. Hadi paketleri aç da bakalım...

“İki çavuş iddaya girer hangimizin eri daha salak diye. İlk çavuş erini çağırır ve der ki;

-Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araaba al. Er:

-Baaaşüstüne çavuşum der gider.

İkinci çavuş çağırır erini:

- Oğlum git bak bakayım ben evdemiyim der..

Er:

- Baaşüstüne çavuşum der çıkar.

Bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:

- Yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..

Diğer er:

- Yahu benim ki daha salak yok gidip kendisi evdemiymiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey lavuk yanında koskoca askeriyenin telefonu var evi arada sorsana...”

******

“Yahudi asıllı bir Rus; İsrail’e göçme iznini alır.

Çıkışta, Ruslar bagajını denetlerken elbiselerin arasındaki Lenin’in büstünü bulurlar:

- “Bu nedir?”

Yahudi:

- “Bu nedir? sorusu yanlıştır yoldaş!.. Bu kimdir? demeniz gerekirdi!. Bu Lenin’dir, sosyalizmin temellerini atan, Rus halkına iyilikler getirendir. Bende, bunu bereketli günlerin anısı diye

yanıma aldım…”

Etkilenmiştir Rus görevli:

- “Tamam, geçebilirsiniz!..”

Tel Aviv Havaalanı'nda gümrük memuru büstü görür ve sorar:

– “Bu nedir?…”

Yahudi:

– “Bu nedir? sorusu yanlıştır Paşam!. Bu kimdir? demeniz gerekirdi!.. Bu Lenin’dir. Bu deli cani yüzünden Rusya’yı terk etmek zorunda kaldım! Yanıma aldım ki, her gün ona bakıp bakıp lanet okuyayım! ..”

Etkilenmiştir İsrailli görevli:

- “Tamam, geçebilirsiniz!…”

Adam evine gelir, büstü büfenin üstüne koyar, gelişi nedeniyle de akrabalarına davet verir.

Yeğenlerden biri sorar:

- “Bu kimdir?..”

Yahudi:

- “Bu kimdir? sorusu yanlıştır kuzum! Bu nedir? demen gerekirdi!.. Bu; on kilogram, yirmi dört ayar altın, vergisiz, gümrüksüz, üstelik KDV’siz!!!…”

“Noel öncesi postanede çalışan memurlar yılbaşı günü “Noel Baba”ya yazılmış bir mektuba rastlarlar. Tabii, Noel Baba diye birisi olmadığı için mektubu kendileri açıp okurlar. Mektupta söyle yazıyordur.

- "Sevgili Noel Baba. Ben 10 yaşında bir çocuğum. Hiç kimsem yok. Yetimhanede kalıyorum. Diğer arkadaşlarıma birçok hediye geldi, ama bana hiç hediye getiren olmadı. Senden üç şey istiyorum. Bana bir kalem, bir kalem kutusu, bir de ayakkabı gönderirsen çok sevinirim"

Memurlar mektubu okuyunca, çocuğa çok acırlar. Kimsesiz çocuğu mutlu etmek ve Noel babaya olan inancını sarsmamak için, kendi aralarında para toplayıp, hediyeleri kendileri almaya karar verirler. Kalem ve ayakkabıyı alırlar, ancak para yetmediği için kalem kutusunu alamazlar. Aldıkları hediyeleri gönderdikten günler sonra, çocuktan teşekkür mektubu gelir. Mektup şöyledir:

- "Sevgili Noel Baba, gönderdiğin hediyeleri aldım. Beni çok memnun ettin. Gönderdiğin hediyelerden birisi gelmemiş. Onu da herhalde postanedekiler almıştır."

***

“Av dönüşü avcı, başına gelenleri anlatıyormuş:

- “Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman bir ayı çıkmaz mı? Çifteyi doğrultacak vakit yok! Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya. Fakat ayı peşimde! Benden hızlı koşuyor. Bir ara ayının sıcacık nefesini ensemde hissettim. O kadar yaklaşmıştı. Derken ayının ayağı kaydı, yere düştü. Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım. Ama ayı toparlandı, kalktı, bana yetişti. Yine nefesi ensemde... Pençesini uzatsa omzumdan yakalayacak. Allahtan tam o sırada yine ayının ayağı kaydı, yere düştü. Talih bana gülüyor! Hızımı arttırabildiğim kadar arttırdım, yeniden arayı beş yüz metre kadar açtım. Tanrı sizi inandırsın arkadaşlar, ayı yine bana yetişti. Yine nefesi ensemde... Şansa bakın... Ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi?”

Serüveni dinleyenlerden biri dayanamamış:

- “Sen de çok yürekliymişsin kardeşim! Hayvan bana üç defa nefesi enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim.”

Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış :

- “Lafı karıştırma yahu! Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere düştü sanıyorsun?”

********

Haydi; kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ