“Duyarsızlık”


Yukarıdaki başlık bana ait değil.

Sevgili ağabeyim ve meslekte duayenlerden Eskişehirli gazeteci Önder Baloğlu’nun köşesinden alınma.

Bugün onun yazısını paylaşmak istedim sizlerle.

Duyarsızlığın yerel basın anlamında ne boyutlarda olduğunu vurgulamış.

Hani haksızda değil.

Buyurun hep birlikte okuyalım.

Ve de duyarsızlığın yerel basın anlamında ne denli gerçek olduğuna bir kez daha şahit olalım.

********

"Hayır, okumuyoruz” başlıklı dünkü yazımıza "okuyanların günahı ne?" biçiminde tepkiler de aldık...

Onlar için de bir anımızı yineleyelim...

Bulunduğu ilde ne olduğundan habersiz, bir günlük yerel gazete bile okumayan ya da okumuş gibi görünen bir yöneticiden ne beklersiniz?

Kocaman bir "hiç" mi?

Yolda karşılaşıyorsunuz...

Önce "selam", sonra "ne var ne yok" derken acı baklayı yapıştırıyor:

"Yahu dünkü yazına bayıldım, ne güzel döktürmüşsün ama!"

Şöyle buruk bir tebessümden sonra, "Ne yazısı kardeşim, tam bir yıldır yazmıyoruz ki!” diyoruz ama, çok daha pişkin bir yanıt alıyoruz:

"Haaaa! Geçen yılki olabilir!",

………………

Duyarsızlık, kişinin önce kendini sonra yakın çevresini aşarsa, hatta toplumun geniş kesimine yansımaya başlarsa bunun ölçüsü ne olabilir?

Adam, aynı duyarsızlığı yine devam ettirirse ne yapabilirsiniz?

"Herhalde, yine kocaman bir hiç!"

……………

Özellikle yerel gazete hepimizin bir parçası, yaşadığımız yerin aynasıdır...

Ama bakıyor muyuz?

Ya da gerçekten okuyanlarımız nasıl değerlendiriyor?

Sık sık karşılaştığımız sorudur:

"Yazıyorsunuz da ne oluyor?”

Bu sorunun altında çok şey yatar:

"Kim dinliyor ki, akıntıya kürek çekiyorsunuz!"

Doğru…

Neler yazılıyor, neler çiziliyor…

Eskiden, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" denilirdi.

Ya şimdi?

"Bu kadar duyarsızlık olur mu?"

Daha geçenlerde haykırmıştı bir kadın:

"Fenerbahçe kadar olamadık…”

…………..

Kısacası "duyarsızlık" çağın ayrı bir hastalığı…

Bir gün hesabı sorulur...

Tıpkı..

"Yazımıza bayılan bürokrat gibi!.."

Uyanın artık..

“En azından sıra size gelmeden!..”

 ******

Evet, yukarıdaki satırlar Eskişehir Anadolu gazetesindeki günlük yazıları ile tanıdığımız.

Sık sık iç sayfamızdaki “Günaydın Manavgat” köşeme konuk ettiğim sevgili Önder Baloğlu ağabeyime ait.

Yerel basının güç koşullar içerisinde ayakta kalmaya çalıştığı günümüz Türkiye’sinde.

Yerel yöneticileri ve bürokratları övdüğünde.

Göklere çıkardığında her şey tozpembe.

Hafif yolu dokunmaya gör.

Yâda gazetecilik anlamında birisi açıklama yapmaya görsün.

İnanın yandı keten helvası.

Örnekleri çoğaltabiliriz.

Yerel basın iyi yazdığında güzel.

Kötüye dokunduğunda tu-kaka oluveriyor.

Birçoğu da okumadan karar veriyor.

Yazınızı gören bir başkası hemen telefona sarılıp karşı tarafa anlatıyor da anlatıyor “Senin için neler yazmışlar neler?”..

Muhatabınız hemen sizi arıyor ağzına geleni söylüyor.

Sizde “Sen yazıyı okudun mu?” diye sorduğunuzda “hayır” diyor.

Yazıyı okumuş olsa teşekkür etmesi gerekir,oysa kulaktan dolma sizin yazmadıklarınızı bile ekleyen yalakaların amacı sizi kötülemek ya..

Yazının muhatabı da aynen öyle yapıyor,uyuyor onların sözüne..

Okumadan ahkam kesiyor.

Okuyalım beyler lütfen.

Yerel basına duyarsız kalmak kent’e ihanet etmekle eş anlamlıdır bilesiniz..

Haydi, kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ