BEKTAŞİ...

Yaşam ama öyle,ama böyle devam ediyor...Ömürden her gün bir gün daha yiyoruz.

Yaşadığımız günlerin tadı, tuzu da olmasa şükür diyoruz.

Ne diyelim hayırlısı.

Bugünü  Bektaşi fıkralarına ayıralım dedik...

Her gün vatan, millet, Sakarya.

Ya da başka Manavgat yok deyimlerinden pek anlayan yok gibi...

Öyleyse biraz keyiflenelim ne dersiniz?...

Belki Bektaşi`den ders alırız.

******

"Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşi’nin önüne bir atlı çıktı:

- "Baba" dedi, "bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?"

Bektaşi yanıt verdi:

- Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum.

- Şunu öğrenmek istiyorum:

Şu anda Allah ne yapıyor?

Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş:

- Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.

- Neden?

- Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!

Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.

Adam:

- "Hadi" demiş "söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?"

Bektaşi:

- "Ne yapacak" demiş, "atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor".

Ve çala kamçı uzaklaşmış."

******

"Sultan Abdülmecit bir gün Boğaziçi`nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş.

Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş.

O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış.

Bektaşi dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar.

"Erenler bağın maşallah çok büyük. Üzümünü ne yapıyorsun?"

"Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım."

"Buradaki üzüm yemekle biter mi?"

"Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz!"

"Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?"

"Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafına karışmak haddimize mi?"

******

"Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş:

- "Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver!"

Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış:

- "Rabbim, bana iman ver!"

İki duayı da işiten hoca, Bektaşi’ye:

- "Bak, herkes ne istiyor Tanrı`dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?" demiş.

Bektaşi usulca:

- "Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister", demiş. "

******

"Bektaşi ile Hacı Osmanlı, zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar.

Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara.

Hacı af diler "şeytana uyduk kadı efendi", der ve Hacı’ya idam cezası verir.

Bektaşi’ye sıra gelir ve der ki "Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir."

Kadı Bektaşi’yi serbest bırakır.

Bektaşi kadıya sorar "kadı efendi ben de şahadet getirsem, Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?"

Kadı efendi düşünür "gâvuru Müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve Hacı`yı da affeder.

Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hacı şaşırarak Bektaşi’ye sorar:

- "Sen ne biçim adamsın be, bir dinli oluyon bir dinsiz, sende iman yok mu bire münafık?" deyip azarlar.

Bektaşi de - "Gâvur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım be. Peki, sen ne işe yaradın?"

******

"Bayramlaşmaya gelen Bektaşi`nin eline bir şeker tutuşturarak onu başından savmaya çalışan konak sahibi, şeker de bedavaya gitmesin diye Bektaşi`ye sorar:

"Erenler gece bir rüya gördüm yorumlar mısın?"

"Anlat bakalım."

Adam anlatmaya başlar:

"Geniş bir düzlükteyim. Harman yeri mi desem, bayram yeri mi? Düzlüğün ortasında bir bina. Han mı desem, hamam mı? Bilmem ki ne desem? Bahçesinde geniş bir su.

Havuz mu desem, deniz mi desem. Yarabbim ne desem? Başımın üstünde bir kuş sürüsü. Turna mı desem, karga mı desem?"

Bahşiş alamayan Bektaşi`nin tepesi atar:

"Anlaşıldı, anlaşıldı. Senin başın belaya girecek ama, akşam mı desem, sabah mı desem?

Bugün mü desem, yarın mı desem? Bir meteliğe kıyamayan teres, bilmem ki daha ne desem?"

******

Haydi, Kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun.

 

 

HOPDEDİK

ÖLMEK Mİ?

GÜLMEK Mİ?.

Sağlığımız yerinde

çok şükür,

Yaşıyoruz

iyi yada kötü...

Ölmek yada

gülmek...

En iyisi biz

yaşadığımız

sürece güzelden

yana gülelim...

 

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 316