AYYAŞ..


Atatürk’ün din konusundaki görüş ve düşünceleri dikkatle incelendiğinde Atatürk’ün din aleyhine veya dinsizlik anlamına gelebilecek herhangi bir söz veya tavrına, özellikle İslam dini aleyhine herhangi bir söz veya tavrına rastlanmamaktadır.

O İslam dinine mensup bir birey olarak karşımıza çıkmaktadır. Atatürk dinle ilgili olarak şöyle demektedir.

“Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre muhalif değiliz.”

Ayrıca Atatürk, din veya mezhep seçiminde kimsenin zorlanamayacağını şöyle ifade etmiştir.

“Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi, ne bir din ne de bir mezhep kabulüne icbar edebilir (zorlayabilir). Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”

Bazı çevreler Atatürk’ü dine karşı veya dinsiz gibi lanse etmeye çalışırken bazı gruplar ise dine saygı duymayı veya dindar olmayı Atatürk’ün ilke ve inkılâplarına aykırı gibi lanse etmişlerdir. Böylece bir taraftan Atatürk adına din aleyhtarlığı yapılırken bir taraftan da din adına Atatürk aleyhtarlığı yapılmaktadır. Bir başka ifadeyle Atatürk’ün laiklik ilkesi Marksist ve pozitivist bazı kişiler tarafından dine saldırı aracı gibi kullanılmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan “din elden gidiyor” diye bağıranlar da bu ilkeyi yanlış anlamış ve bu ilkeyi dinsizlik olarak algılamışlardır. Hâlbuki bu ilkeyi Atatürk din ve mezhep kavgalarını önlemek, dini kullanarak siyasî çıkar elde etmek isteyenleri engellemek için çıkarmıştır. Oysaki Atatürk, bir konuşmasında;

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif (anlayışa ters), terakkiye mani (ilerlemeye engel), hiçbir şey ihtiva etmiyor (içermiyor). Hâlbuki Türkiye’ye istiklalini veren (bağımsızlığını sağlayan) bu Asya milletinin içinde, daha karışık, sun’i (yapay), itikat-ı batıladan ibaret (batıl inançlardan oluşan)bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince tenevvür edeceklerdir (aydınlanacaklardır). Onlar ziyaya (aydınlığa, ışığa) takarrüp edemezlerse (yaklaşamazlarsa) kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” demektedir. Anlaşıldığı üzere Atatürk’ün karşı çıktığı din, batıl inançlardan ve hurafelerden oluşan; insanlığı karanlıklara ve felaketlere sürükleyen ve insan eliyle oluşturulmuş dindir. Bu nedenle Atatürk, dine sonradan sokulmuş olan bidat ve hurafelere karşı çıkmıştır; ölülerden, yalancı evliyadan, dervişlerden ve şeyhlerden yardım isteyenlere karşı çıkmıştır. Atatürk, cehalete ve cahillere karşı çıkmıştır. Bu konu ile ilgili olarak Atatürk şöyle demektedir.

“Efendiler! Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asri (çağdaş) ve bütün mana ve aşkaliyle (biçimleriyle) medeni bir heyet-i ictimaiyye (toplum) haline isal etmektedir (ulaştırmaktadır). Bu hakikati kabul etmeyen zihniyetleri tarumar etmek (dağıtmak) zaruridir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler kamilen (tamamıyla) tardolunacaktır (uzaklaştırılacaktır). Onlar çıkarılmadıkça dimağa hakikat nurlarını infaz etmek (sokmak) imkânsızdır. Ölülerden istimdat etmek (yardım istemek) medeni bir heyet-i ictimaiyye için şeyndir (ayıptır).

Bugün ilmin, fennin, bütün şümulüyle (kapsamıyla)medeniyetin mevacehe-i şulepaşında(aydınlığı karşısında) filan veya filan şeyhin irşadıyla (yol göstermesiyle) saadet-i maddiye ve maneviye (maddi-manevi mutluluk) arayacak kadar iptidai (ilkel) insanların, Türkiye camia-i medeniyesinde (medeniyet topluluğunda) mevcudiyetini (varlığını) asla kabul etmiyorum.

“ Efendiler ve Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyet şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar (birine bağlanmış) memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-i medeniyedir (uygarlık yoludur). Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir (yeterlidir).”

Atatürk dini bir vicdan meselesi olarak görmüş ve dini Allah ile kul arasında vasıtasız bir ilişki olarak görmüştür. Ayrıca Atatürk dini millî kimliğin oluşmasında en önemli temel unsurlardan biri olarak görmüştür. Atatürk rasyonel bir din anlayışına sahip olup dine sonradan giren hurafe, bidat ve İsrailiyat gibi şeylere her zaman için karşı olmuştur. Atatürk dini algısını aklî, mantıkî ve rasyonel bir tabana oturtmuştur. Atatürk İslam dininin akla muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmediğini defaaten söylemiştir. Atatürk insanlığın gelişimini bir insanın hayatına benzeterek insanlık tarihinin ilk yıllarını insanlığın bebekliği ve çocukluğu olarak betimlemiş; daha sonra çocuğun büyümesi gibi insanlığın da büyüyüp geliştiğini delikanlı olduğunu belirtmiştir. Daha sonra insanlık daha da gelişerek ekmel hale geldiği için artık son kitabın son peygamberin gelmesi zorunlu olmuş ve son peygamber Hz. Muhammed ve son din İslam gelmiştir. Atatürk bir sözünde: “Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın tetabuk ettiği (uygun düştüğü) bir din olmasaydı ekmel olmazdı, ahir din olmazdı.” demektedir.

Bugün gelinen noktayı ise hep birlikte ibretle izlemekteyiz.

Din ile devlet işlerinin karıştığını görmek.

İç ve dış politikada başarı sağlayamamak.

Bilhassa Suriye’deki gelişmelerde sınıfta kalmanın sonucunda geçmişteki liderlere “ayyaş” yakıştırması yapmak.

Ne kadar doğrudur.

Ne kadar yerindedir anlamak mümkün değildir.

Yukarıda Mustafa Kemal’in dindarlığından söz ettik.

Bugünkü dindarlarla siz kıyaslayın diye.

Haydi, kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun..

 

 

 

 

HOPDEDİK

AYYAŞ MI?...

Kafası ayıklarla,

Kafası kıyaklar sınıfımızda oldu.

Gözün aydın Türkiye’m.

Eskiden sağ-sol vardı,

Şimdiden sonra

Ayyaş ile ayık var!...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1785