ATATÜRK ve Din..


Hafız Yaşar Okuyan, Atatürk’ün meclislerinde ve onun çok yakınında bulunmuş bir din adamı. Ramazanda Atatürk’ü şöyle anlatıyor:

Atatürk, Ramazan ayına çok büyük önem verir, bu ay içinde ince saz heyeti saraya kesin olarak sokulmazdı.

Akşamları, beni huzuruna çağırır ve Kuran-ı Kerim’den sureler okutur, kendileri de bunu derin bir hazla dinlerlerdi.

Ramazan aylarında, Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okumamı emrederlerdi.

Ben de, tıklım tıklım dolu olan bu camilerde emirlerini yerine getirir, hatim okurdum.

Peygamberimiz Efendimizden bahsederken, “Hazret-i Peygamber’in Zaman-ı Saadetlerinde” diye, daima saygı ifade eden kelimeler kullanırlardı.

Peygamber Efendimizin, ayrıca çok yetenekli bir devlet adamı ve iyi bir başkomutan olduğunu daima söylemişlerdir.

Din işlerinin cahil kimselerin kontrolünden alınıp, bu işi iyi bilen alimlere verilmesinin gerekliliğini ifade eder, “Mukaddes Mihrabı, cahillerin elinden alıp, konuyu iyi bilen eline vermek zamanı çoktan gelmiştir” derlerdi.

En uzun tatillerin dini bayramlarda yapılmasının da şart olduğunu söyleyip, “Herkes, dini vecibeleri, görevleri yerine getirecek, sonra da dinlenecek” derlerdi.

********

Bu anı da Muzaffer Kılıç’tan..

Tarih kitapları Sakarya Harbi’ni en kanlı muharebelerin biri olarak yazmıştır. Bu muharebe içinde, mermilerin üzerimizden geçtiği günlerden bir gün, Atatürk beni çadırlarına emrettiler.

Çadıra koştum, Atatürk ayakta ve masada açılmış harita başında çok gergin ve sinirliydi. Çadıra girer girmez, bana hemen Fevzi Paşa’yı çağırmamı emrettiler.

Atıma atlayarak Fevzi paşa’nın çadırına atımı yıldırım gibi sürdüm. O toz toprak arasında nefes nefese Paşa’nın çadırına geldim ve hemen içeri daldım.

Fevzi Paşa arkaları kapıya, yüzleri kıbleye dönük, diz çökmüş vaziyette yüksek sesle Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Benim içeri girdiğimi görmediler, duymadılar bile.

Ben de ses çıkarmadan ağzımı elle tutarak, geri geri yavaşça çadırdan çıkıp, atıma atlayıp Ata’ya yıldırım gibi geri geldim.

Geldim ama, Ata’ya ne diyecektim. Bunları düşünmeye bile zaman yoktu.

Ata’nın çadırına daldım. Çadıra girdiğimde hala ayakta ve açık harp krokisi önündeydi. “Nerde Fevzi Paşa” diye gürledi. Gittiğimde Kuran okumakta olduğunu, beni görmediğini, emrederlerse tekrar gidip bildireceğimi söyledim.

Atatürk şöyle bir durdu, “Bırak Paşa Kuran’ını okusun. Allah’ın izni ile biz düşmanı yeneceğiz. Rahatsız etmeyelim Paşamızı” buyurdular.

********

Yukarıdaki anılar uydurma değil..Tamamen gerçek..

Bugünle kıyasladığımızda ATATÜRK’ ÜN dine olan bütünlüğü ile devlet işlerine hiç bir zaman karıştırmadan dinini de birlikte götürdüğünü görmekteyiz.

Yıllardır diş bileyenler.

Kuyruk acısı olanlar.

Maalesef her ne hikmetse ATATÜRK’ÜN bu yönlerini anlatmak yerine o'nu hep dinsizlikle suçladılar..

Her şeyin aslına rüku edeceğini bilen kişiler olarak, bu ülkeden ATATÜRK düşüncelerini.

Ve yüreğimizdeki engin sevgiyi kimsenin silip atmaya gücü yetmeyecek.

Bunu böyle bilesiniz.

Hayırlı günler.

Hayırlı ve aydınlık yarınlar.

Haydi, kalın sağlıcakla.

Her şey yüreğinize göre olsun..

 

HOPDEDİK

ATAM..

Sen gideli çok

şeyler değişti..

Değiştirildi.

Bugünde aynı

düzeni sürdürmek

isteyenler var.

Ama inan Atam,

seni sevenler

çoğunlukta..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ